Categories
Turkce

New York! New York!

New York’a ne zaman gitsem, “bundan sonra hic bir kuvvet beni New York’a goturemez” diyorum ama boyle buyuk konusunca aninda carpiliyorum galiba… Yarin yine New York’a gidiyorum. Butun dunyanin olup bittigi New York’u ben sevemedim gitti. Bunun cok sebebi var tabii. Birincisi cok kalabalik, kaotik bir sehir. Ikincisi toplu tasima sistemi bizim Turkiye’deki sistemin yaninda -cok afedersiniz- halt etmis. Subway’i Istanbul metrosunun tirnagi olamaz. Ucuncusu de benim kaziklanmaya cok musait bir yapim olmasi olabilir. Her gittigimde kaziklaniyorum. En son metro kartimi carptirdim. Hem de kendi ellerimle… Ama anlatip da karizmami cizdirmek istemiyorum simdi.

New York’a giden bir arkadas anlatiyormus. “Yav New York cok buyuk sehir, yukari bakiyorsun, binalardan gokyuzu gorunmuyor” diye… Arkadasi demis ki; “Vallahi bizim Elazig da oyle.” E, yalan degil. Orda da beton yiginlarindan gokyuzu gorunmuyor. New York daha janjanli sadece… Gazi caddesine de iki dev ekran dik, olur sana Times Square…

Tamam, biraz abarttigimi kabul ediyorum. Ama ben agaclik, ormanlik, sessiz, sakin yerleri seviyorum, yapacak bi sey yok!

Bir Fransiz arkadasim Pennsylvania’nin cennetten bir kose denilebilecek bir sehrine tasindi. Gittigimde, “muhtesem bir yer”, dedim, “dogayla icice, ne sanslisin.” Arkadas Paris’li… “Ben beton seviyorum” dedi. Al iste… Zevk meselesi demek ki…

Her neyse, yarin yola cikiyorum. Gidip de donmemek var. Ama donersem, kaldigimiz yerden devam…

Categories
English

What The Hell Am I Talking About?

Current mood: English

So…. obviously, I started a new blog.

I’ve been writing in Turkish but I’m in the mood to speak “Alabamian” today… I didn’t want y’all to feel left out. 🙂

I’ve been writing in Turkish mainly because 1) I think I am more fun in Turkish and 2) I have a lot of strange things to tell Turkish people about this country. You gotta admit, America is an interesting place to talk about. When I started this, I didn’t know if people would actually read this stuff but within the first day I announced my web site, I got 200 hits. I guess, that’s a good sign.

What people find strange about America is really not what you think. Just recently, I was telling Turkish people about how easy life is for Turkish youth. I was telling them that a lot of kids have to get loans from a bank to be able to go to college around here. Compared to what they pay in Turkey -which is close to nothing in comparison-, it’s unbelievable for them to know that people would have to get a loan for $20,000-$30,000 in their 17s, just to be able to go to college. To give you an idea; the closest thing to a student loan that I paid total for 4 years of my education was not even $500 bucks. It was probably not even $400. Today, with inflation and all that it may be a little more in Turkey. But, still…

Students don’t really worry about how much it is anyway, because most of them don’t even pay for it. Their parents do. I was also telling them how -especially, here in Ohio- almost all of my students have a part time job (if not two)… which is something quite foreign to most college kids in Turkey. When I was in college, out of 200 people of my class, maybe 2 of them had a part time job. And that’s just a guess, because nobody I knew had one. I actually think it’s a good thing for kids to start working, earning their own money and learning responsibility at an early age, but it is so unfair that they have to go through this much trouble just to be able to get an education. Besides, I get really frustrated when students come to me with excuses such as “I had to take over a shift at work, can you please let me take the make-up?”. My syllabus has gotten almost 15 pages just so I can cover all kinds of creative excuses students come up with, which I will not accept as valid excuses… And, to be honest, I actually understand them. I know they are working so hard, mainly because school is costing them an arm and a leg.

Of course that’s not all… Back home in Turkey, there is a slang-like term, which can be translated into English literally as “father money”… That’s what you eat off of until you finish college, get a job and start making your own money. That term does not exist in the English vocabulary.

And… Turkish kids still complain. In fact, Turkish people complain about everything. Just recently, the government imposed restrictions on alcohol purchase. They raised the age limit to 18 from… well, zero… Before that, a 5 year old could go buy alcohol and nobody would ask for an ID. Now that we have a new restriction, naturally, we complain.

Hint for American kiddos, by the way. If you wanna start alcoholism at an early age, Turkey is where you wanna be… You don’t have to wait till you’re 21 to buy a beer there. (Not that I am encouraging anyone…)

Of course, this is not all I tell Turkish people about. Having spent almost 9 years of my life down in the deep South, from Hailabama to Mississippi, I have even more exciting stuff to talk about than a regular American. Recently, when I said “I love Alabama” in response to an American friends’ facebook status which was: “Sweet potato pie and I shut my mouth”; she said I was such a red neck. Apparently, out of all her Ohioan friends, I was the one who got the reference. Well, what can I say, I do like country music. Probably because when I first came to America, I landed in Alabama and the only watchable channel on my cheap basic cable was CMT. I listened to Travis Tritt and Faith Hill day in and day out.

Anyway, just wanted to let you guys know what was going on around here. I will keep my English posts under the “English” category, so check me out sometimes.

 

Categories
Turkce

Turk Gencine Hayat Kebap…

Sevgili Okuyucularim,

Hemen de havaya girdim! Sizlerden gelen olumlu tepkiler sayesinde tabii… Sagolun, varolun!

Bir kac gundur yazmayi ihmal ettigimin farkindayim. Ama su is-guc olayi cok vaktimi aliyor, inanir misiniz? Allahtan ders vermeyi, ogrencilerle ugrasmayi seviyorum. Yoksa cekilecek dert degil… Turk ogrenciler gibi degil bunlar. Bazen oyle bahanelerle geliyorlar ki; ne diyecegimi sasiriyorum. Gecenlerde bir tanesi; “hocam, garaj kapimi acamadim, o yuzden dersi kacirdim” dedi. (Amerika’li ogrenci “hocam” diyor tabii!?!) Aslinda Amerika’da universite hocasi olmak bu yuzden Turkiye’dekinin tadini vermiyor. “Hocam, hocam” diye etrafinda fir dolasan ogrenciler olmadiktan sonra, neyleyim ben bu unvani… Bir “daktir Turel” ayni samimiyeti verebilir mi?

Ama isin sirri sadece “hocam”da degil tabii… Turkiye’de profesor olmanin bir havasi var. Burda ise hava civa… Amerika’ya ilk geldigimde bir profesore evrak islerimle ilgili bir soru sormustum, kadin benimle alt kata kadar gelip, evraklarimin fotokopisini cekti. Sastim, kaldim. Turkiye’de bir profesore “hocam sunun bi fotokopisini ceksene” dedigimi dusunemiyorum. Hocanin ofisine girebilirsen iyi… Simdiye kadar Turkiye’de bir seyler degisti mi bilmiyorum ama benim zamanimda oyleydi en azindan.

Fulbright bursuyla Amerika’ya gelen Turk ogrencilere verilen bir oryantasyon paketi var. Icinde “Amerika’ya gelen her Turk’un bilmesi gerekenler” diye bir liste yapmislar. Orada Turkiye’de yasamis Amerika’li bir ogrenci, Turklerin ilginc bulacagini dusundugu seyleri saymis. Maddelerden birinde diyor ki: “Amerika’da profesorlere tapmaniz gerekmiyor.” Iste bu yuzden havaya giremiyorum ben, galiba… Burda tapmak ne kelime, bir bize not vermedikleri kaliyor cocuklarin. Hatta o da kalmiyor. Sene sonunda yaptiklari degerlendirme anketleri docentlik, profesorluk almada oldukca etkili… O yuzden, sene sonunda anketleri ogrencilere dagittiktan sonra diyorum ki: “kariyerimi bitirmek isterseniz, iste size firsat”… Allahtan iyi seyler yaziyor cocuklar da isten atilmiyorum. Eksik olmasinlar. Yemek ismarliyorum hepsine sonra… (Saka tabii, o kadar da degil…)

Butun bunlara ragmen, yine de Turk gencligi cok sansli… Neden mi? Cunku burada baba parasi diye bir kavram yok. Cogu zaman baba da yok zaten… Gercek babasinin kim oldugunu bile bilmeyen cok insan tanidim su Amerika’da… Biraz da bu yuzden 18 yasina gelen her gencin yavas yavas kendi evine cikip, kendi hayatini kurmasi icin mahalle baskisi basliyor. Ayrica burada devlet universitelerinin bile harclari ucuk… Cok zengin bir aile degilse -ki cogu Amerikali zengin degil- cocuguna universite okusun diye $30.000-$40.000 verebilecek durumda degil kimse… Cocuklar SAT, ACT gibi OSS’ye benzer sinavlarda cok yuksek puanlar alip, burs bulabildiyse ne mutlu… Bulamadiysa universite okuyabilmek icin binlerce dolar kredi borcunun altina girmek zorundalar. O kredileri de ode ode bitmiyor. Bu yuzden cogu okumuyor. Okuyanlar da gece gunduz calisiyor. Butun ogrencilerimin en az iki part-time isi var. Hafta sonlari magazalarda tezgahtarlik, restaurantlarda garsonluk, hafta ici ders aralarinda okulun kutuphanesinde ya da bir bolumde sekreterlik, vs… Nefes alacak vakitleri yok yani… E tabii, okul masraflari, ev kirasi, faturalar, derken, aldiklari para, $30.000 dolarlik kredi borcunun yaninda devede kulak… Bu yuzden Amerikalilarin cogu daha borclarini odeyemeden oluyor ve butun borc evlatlarina kaliyor. Yani dunyaya yeni gelen cocugun bile, gunahi yok ama borcu var.

Gecen sene bir ogrencim babasini kaybetti. Ben acaba kendini toparladi mi diye merak ederken, yakin bir arkadasi, “hic merak etmeyin” dedi. “Babasi o kadar borc birakmis ki, oldugune uzulmeye pek firsati olmadi.”

Iste bu yuzden diyorum. Turk gencine hayat kebap! Kiymetini bilin!

Categories
Turkce

Greek Yogurt Cobani

Yeni bir yogurt markasi ogrendim. Ismi Chobani. Oldukca populer bir markaymis ve Amerika’daki en iyi yogurt oldugu soyleniyor. Uzerinde Greek Yogurt yaziyor. Yani “Yunan yogurdu”… Aslinda sahibi Turk… Adam Amerika’ya gelip, guzel yogurt bulamamanin verdigi caresizlik icinde kendi yogurdunu yapmaya baslamis, benim gibi… Sonra isi ticarete dokmus, marka olmus. Ve fakat, burada Turk yemeginin, Turk yogurdunun, ve de Turk mutfaginin adini bile bilen olmadigi icin, bir pazarlama stratejisi olarak Yunan yogurdu adini kullanmayi uygun gormus hemsomuz.

Ne aci di mi? Dunyanin en guzel mutfagina sahip olacaksin ama yemeklerinin -ustelik kotu taklitleri- Yunan yemekleri diye meshur olacak. Iste bu yuzden, bu blogda arada bir Ingilizce yayinlar yapabilirim. Dunya Turk mutfagini tanimali.

Isin tuhaf tarafi, buradaki yemeklerden bikip da, Turkiye’ye geldigimde bakiyorum, herkes farkli seyler yeme hevesinde… Cin lokantalari, Italyan lokantalari vs… Yani, adana kebaplar, cig kofteler hayal edip Turkiye’ye geliyorsun, onune bir menu geliyor Chicken Enchilada, Cheese Quesadilla… Haydaaa, sanki Amerika’dayiz… Ben zaten bunlardan bikmisim arkadas… Ama iste her seyin kiymeti yoklugunda anlasiliyor.

Hz. Ali’ye sormuslar, “en cok hangi yemegi seversin” diye, demis ki “acken herseyi, tokken hic bir seyi”… Benim hayat felsefem de bu aslinda ama Turkiye’deyken sadece Turk yemekleri gormek istiyorum. Bana deger veren canim arkadaslarim beni boyle luks yerlere goturuyorlar bazen… Gloria Jeans Cafe’ler, The House’lar falan… Halbuki benim gozum en kiro kebapcilarda… Icimde 10 parmak lahmacun-ayran yemek isteyen bir hayvani icgudu buyumus, artik dur denilemez hale gelmis. Bu yuzden okuyan varsa, buradan sizlere sesleniyorum biricik arkadaslarim. Beni luks restoranlara goturmenize hic gerek yok. Bi kici kirik tantunici olsun, bi Adana kebapci olsun, ne bileyim, bi “Amca’nin Yeri” olsun… Daha ne isterim!

Categories
Turkce

Atlar, Trailer’lar ve Amerika’da Meslek Secimi

Bugun Sali… Yani, at binme gunum… Bir saat at kosturduktan sonra eve gelirken, Turkiye’ye donersem at isini ne yaparim diye dusundum uzun uzun… Maalesef Turkiye’de binicilik sadece bir kac buyuk sehirle kisitli bir luks…

At tutkum aslinda cok kucuk yasta baslamisti. Ama hipodromu olan bir sehirde yasamama ragmen, binicilik dersi alabilecek bir yer bulma ihtimali bile yoktu o zamanlar… Taa 7 yasimda babami at almaya ikna edecegini dusunerek yazdigim sevimli siirim, yillarca erkek kardesimin santaj malzemesi oldu. Ilk kitasi soyleydi:

“Ben ati cok severim.
Babamdan at isterim.
Babam at da alirsa
Sevincten bayilirim.”

Evet, biliyorum, santaj yapilacak kadar varmis. Ama bu siiri yazdigimda daha yasitlarimin okuma yazmayi yeni yeni soktugunu hatirlatmak isterim. Neyse, esas soylemek istedigim su… Taa 7 yasinda bu kadar at tutkusu olan, cocuklugu boyunca her gece ruyasinda at kosturdugunu goren biri olarak, ata binmek ve binicilik dersleri alabilmek icin 26 yasina kadar beklemem gerekti. Cunku ancak o zaman ve ancak Amerika’da ata binmeyi ogrenebilecegim bir yer bulabildim. Hem de nerede? Yuksek lisans yaptigim universitede ogrenci olan bir kizin kendi basina kurdugu at ciftliginde…

Amerika’yi ve Amerika’lilari surekli kucumseme hastaligi var bizim ulkemizde ama adamlarin muhtesem oldugu konulari inkar etmemek gerek… Turkiye’de bir universite ogrencisinin kendi at ciftligini kurdugu duyulmus sey mi? Ustelik kiz basina… Ama benim at hocam yapti. Ismi Grace… 8 yasindan beri ata biniyormus. Onceleri baska bir ciftlikte ders veriyordu. O zaman da ogrencisiydim. Sonra yasadigi trailer’in etrafina kendi harasini kurdu.

Trailer nedir bilmeyenler icin soyleyeyim; altinda tekerlekleri olan, bir tirin arkasina atip bir yerden bir yere tasinabilen portatif ev… Genelde trailer park denilen arazilere demir atip, arazi icin aylik kira veriyorsunuz.

 

Trailer ev...

Ben de bir kac yil yasadim trailer’da ve dogrusu Amerika’da ogrenci olarak yasadigim en guzel evdi diyebilirim. Mustakildi… Yan taraf tamamen ormandi. 3 odasi, 2 banyosu vardi. Isitma, klima, buzdolabi, camasir, bulasik makinasi, ne desen var… Arazi kirasi da $180 gibi cuzzi bir rakamdi. Daha ucuz araziler de vardi, ayligi $120 vs… Portatif dediysem, oyle zirt pirt yeri degismiyor… Yani, “bugun de cok sicak oldu, evi soyle golge bi yere cekelim” diyemiyorsunuz. Belli bir yere demir atinca orada uzun sure kaliniyor genelde. Ama baska bir sehire tasinmak gerektigi zaman tir ayarlayip, eviniz sirtinizda sehirden sehire goturulebilitesi var… Kocaman bir evdi benim trailer. Bazen 20 kisiden fazla insani sigdirdigim oldu… Ayrica her gun ayri bir heyecandi… Mesela, sabah uyandigimda pencereden disari bakarken, karsi komsunun evinin yerinde yeller estigini gorup, “oha, nerdeyim ben” seklinde panikledigim olmadi degil… Tam tersi de oluyordu tabii… Bir gun once cocuklarin top oynadigi bos cimenligin ortasina, ertesi gun bi bakiyorsunuz yeni bir ev konmus.

Eski trailer evim (solda)

Her neyse konumuz Grace’in trailer’i… Grace trailer parkta, uzerinde trailer olmayan bos arazilerin dort bes tanesini kiraladi. Bir kismini citle cevirip hayvanlara otlamalari icin yer yapti. Bir bolumunu de ders vermek icin ring. Bir de tahtadan bir ahir diktirdi, trailer’inin bahcesine… Hop, oldu sana binicilik tesisi… (Iste, altta Grace bana ders verirken…)
Hem kendi atlarina, hem de ciftligi olmayan insanlarin atlarina aylik bir ucret karsiligi bakarak para kazaniyordu. Saati $25-$35 arasi degisen derslerden de tabii. Okul masraflari cikti iste… Sonra veterinerlik bolumunde doktorasini bitirdi. At bilimleri uzerine… Iste Amerika’lilar bu yuzden yaptiklari islerde basarili oluyor. Kiz, en buyuk zevkini meslek olarak secmis. Simdi kim ondan daha basarili olabilir ki bu alanda?

Peki ben n’aptim? Gece gunduz stres, calis, didin, muhendislik oku, master, doktora… Simdi, saatine $25 verip, binicilik dersleri alabiliyorum ancak… O da research paper’imla ugrasma stresinden basimi kaldirinca… Oysa, taa 7 yasimda baslayabilseydim ata binmeye, bir Grace de ben olabilirdim. Ya da baska bir deyisle, “sevincten bayilirdim.”