Categories
Turkce

Amerika’nin Guneyi, Turkiye’nin Dogusu, Elazig’in Kadinlari

Kutsal topraklardayim, Elaziz’deyim! Christmas tatili dolayisiyla geldim. Geldigimden beri evden disari cikmadigim halde yazi mazi yazamiyorum. Turkce yazmak zaten cok zaman aliyor. Bir de Elazig’da konsantrasyonu saglamak imkansiz. Her gun bir hareket, her gun bir atraksiyon var. Sikayetci degilim tabii ki… Ama oyle oturup yazi yazmaya odaklanmak mumkun degil… Dolayisiyla, bu tatilde blogumu biraz ihmal edecegim gibi gorunuyor.

Yalniz ilk bir kac gunumu Istanbul’da gecirdikten sonra Elazig’a gelince anladim ki, her seyin ozu burada… Zaten disari cikinca reklam panolarindan da anlasiliyor. Oz Salca, Oz Kebap, Oz Diyarbakirlilar, vs…

Bizim Amerika’da tek bir oz var, o da Dr. Oz…

Oz derken ciddiyim aslinda… Yiyeceklerin lezzeti ve bollugu baska hic bir yerde yok bi kere. Restaurant’a gidiyorsun, onune bir “complimentary appetizer” takimi geliyor, Istanbul’da boylesi yok. Misafir geldiginde bir posta cay-pasta ikrami var. O bitiyor, cerezler basliyor. O bitiyor, meyve servisi basliyor. Non-stop bir seyler yiyoruz. Amerika’da bir kucuk parca kaldigi icin ozel gunlere sakladigim ev yapimi orcik, burada her aksam kisi basina en az iki parca dusuyor. Her seyin tadi bambaska… Yurdum insani bambaska… Bes dakikada bir kapimiz, iki dakikada bir birinin telefonu caliyor. Her gun bir davet… Bir misafir hali… Keyfime diyecek yok yani…

Yemekten once gelen appetizer’lar…

Bir kac gun once de Amerika’dan erkek kardesim ve ailesi geldi. Havaalanina karsilamaya 4 araba gittik. Aileler, kardesimin arkadaslari, vs… Amerika’da bitisik komsularini bile iki ayda bir goren bi insan icin biraz kultur soku bunlar… Ama gayet memnunum.

Gecenlerde dusunuyordum… Bizim Turkiye’nin dogusu ile batisi, Amerika’nin guneyi ile kuzeyine cok benziyor.

Amerika’nin guneyinde de aile ve komsuluk iliskileri kuzeye gore daha samimi… Gencler kendilerinden buyuk olanlara “Sir” ya da “Ma’am” diye hitap ediyor. Insanlar daha muhafazakar… Bazen daha saf… Sehirler, kuzeyin bir cok sehrine nazaran cok daha guvenli… Her yerde adim basi kilise var. Herkes her Pazar kiliseye gidiyor. Cocugunu okula gondermeyen aileler bile var. “Homeschool” dedikleri “evde okutma” oldukca yaygin. Insanlar country music dinleyip, guney sivesi ile konusuyor.

Kuzeyde ise guney aksani ile dalga gecenler var. Sizden buyuk bir bayana “Ma’am” dediginizde guluyorlar. Kiliseye giden insan sayisi daha az… Insanlar daha liberal. Herkes guneydeki kadar birbirine guvenmiyor. Aileler guneyde oldugu kadar biraraya gelmiyor. Kuzeyde, Amerika’nin guneyinin egzotik bambaska bir alem oldugunu dusunenler bile var.

Turkiye’de de batida yasayan insanlarin cogu, Turkiye’nin dogusunu bambaska bir alem saniyor. E, biraz oyle aslinda… Turkiye’nin dogusu da batiya nazaran, bir bakima Amerika’nin guneyi gibi…

Iste bu yuzden, yillarca Izmir’de yasadiktan sonra, Amerika’ya gidince, soyle agiz tadiyla bir kultur soku yasamak mumkun olmamisti, Alabama’da… Izmir’deki gibi her kose basinda opusen insanlar bile gormeyince, “yanlislikla memlekete mi geldik, ne?” diye dusundum hatta… Ben kendimi “Evimiz Hollywood’da”, “Mel Rose” hatta “Yalan Ruzgari” tarzi bir seylere bile hazirlamisken, Alabama bildiginiz “Kucuk Ev” cikti, i.e. “The Little House on The Praire”…

Abarttigima bakmayin. Tabii ki bizim dogumuza kiyasla, Amerika’nin Hakkari’si bile; sehir sistemi, duzen, hava temizligi, yollar, kopruler, imkanlar acisindan hala bizden en az bir 40 sene ileride…  Ayrica, Sweet Home Alabama’da bile Elazig’daki samimiyeti bulamayabilirsiniz. Ama ufak benzerlikler gorunce kaninizin isinmasi kolay oluyor.

Mesela Alabama’da bir dukkana girdiginizde, sizi hic tanimasalar bile, “how are you, sweetheart?” diyorlar. Elazig’da da samimiyet “gozunun yagini yiyeyim abla” ya kadar cikiyor. Guneyde herkes “sir, ma’am”… Bizim doguda da “abi, dayi, amca, teyze”… Guneyde bir sey isteyince “help yourself, sweety” diyorlar. Bizim Elazig’da da “itin olur, abla”… Alabama’da insanlar birbirine karsi daha saygili… Doguda da hala otobuse bindiginizde erkekler kalkip bayanlara yer veriyor.

Izmir’de calistigim yillarda bir depo sorumlumuz Hakki Amca vardi. Bir gun otobuste yasli bir bayana yer vermis. Kadin, otobuste yer verilmesine cok aliskin degilmis ki; Hakki Amca’ya “beyefendi, siz tasralisiniz heralde” demis. Hakki Amcam cevap vermis: “Yoh, ben Erzincanliyim” diye… Adamcagiz: “ne bileyim” diyor, “ben sandim ki tasra da bir vilayettir.”

Iste Turkiye’nin dogusu boyle alem adamlarla dolu…

Ama ben asil su memleketin kadinlarinin hastasiyim.

Gulse Birsel, Turkiye’de bayan mizahci yok diye sikayet ediyordu. Doguya gelmemis belli ki… Burada herkes dogustan komedyen… Yoldan kimi cevirsen sana stand up yapabilitesi var. Duydugum muhabbetlerden birini aktariyorum.
Adam: “Hanim, sana da silikon taktiralim mi?”
Kadin: “Senin beynine silikon taktiralim bence.”

Gecenlerde televizyonda bir programa takildi gozum. Bizim Dr. Oz’daki gibi bir doktor tavsiyelerde bulunuyor. Doktor gayet ciddi tavsiyeler veriyor ama program “doktooor civaniiim, doktor doktor civaniim” diye bir sarkiyla acilinca, ciddiye alamiyor insan… Canli yayini arayan teyzelerin muhabbetleri de basli basina komedi… Teyzenin biri aramis… Canli yayinda konusacak ozguven de sonsuz: “Gemuglerim cok agriyor” diye bir anlatisi var. Al sana stand up’ci olacak kadin…

Hayatimda gordugum en kendine guvenli kadinlar da bizim Elazig’in teyzeleri… Hele koylerde, en cok calisan, eve ekmek getiren bile onlar oldugu icin ozguven daha bir gelismis. Buranin kadinlari erkeklerinden daha “erkek”…

Normal bir kadin kocasini “esim” ya da “kocam” diye tanitir ya… Bizim Elazig’li teyzeler “bizim herif” diyor.

Annemlerin yasli bir komsusu var, yasli esiyle yasiyor. Esi yaprak sarmasi gibi eziyetli bir yemek istemis. Teyzem “hic ugrasamam” demis. Amcanin da cani cok istiyor ki; yemin ettirmis, “yapmazsan olumu gor” diye… Teyzem, anneme bunlari anlatiyor. Amcanin “olumu gor” demesine gulmus. “Artik kendini ne gozle goruyorsa” diyor. “Olusunu gorsem n’olacak!”

Dun Elazig’li bir ninenin cok manidar bir sozunu daha duydum. Teyzeme sormuslar: “Ask nedir?” diye… Demis ki: “Oglum, siz bos gonusmayi ne gadar sevisiz!”

Iste bugune kadar duydugum en realist cevap, aska dair… Sozun bittigi an budur.

Tum Elazig’li teyzelerime sevgilerimle…

Turkish T

Categories
English

Turkey: The True Homeland of The Free

Jessica, a journalism student at my university, came to Turkey for a semester as an exchange student last year. When she came back to Ohio, I asked her to talk about her experiences in Turkey in our department’s annual Diversity Day program. She was in love with Turkey and said a lot of great things about the country, but one thing she said stuck with me. She was talking about her long train ride to Konya from Istanbul. She said “I met a Turkish lady on the train who had very good English. We kept talking all the way to Konya. We became buddies. We even went to the back of the train to smoke together.” When she talked about “smoking on the train”, everyone in the audience gave her a strange look. She felt like she had to explain: “Of course, you are not allowed to smoke on the train, but everyone does it.” And then she added: “Turkish people do whatever the hell they want.”

I have to admit she has a good point. I just arrived in Turkey about a week ago for the Christmas break. The moment I walked out of the Ataturk Airport after my arrival, the smell of cigarettes welcomed me to Turkey. Luckily, they do not smoke inside anymore but if there is no way to get out for a cigarette break, they will smoke against the law.

It’s not just about smoking of course. When my friends once picked me up from the airport, I sat in the back seat of the car and attempted to put my seat belt on as a reflex. I was thinking out loud “We still don’t have to put seat belts on in the back seat, right?” My friend said: “No, no, you don’t have to put seat belts on even in the front seat.”

Of course, you do have to put seat belts on by law, but people are so laid-back that even when you go to a gallery to buy a car, they teach you different ways to get rid of the annoying seat belt signal. Here is a new invention you could only see in Turkey:

 

 

 

 

 

This is a seat belt signal stopper. You insert this into the slot where the seat belt should go and your car will stop beeping while you drive freely without a seat belt. To be honest, when you think of the insane traffic in Istanbul, seat belts become quite irrelevant, since you basically move at about 10 millimeters per hour at times but when it becomes a habit, it gets quite dangerous.

This laid-back nature of Turks is very frustrating sometimes. But, I think it has something to do with our extremely tolerant character, too. In the US, if something is against the law, it’s against the law. There are no exceptions. In Turkey, there are always exceptions. Here is an example:

This is a “no-smoking” sign that says: “No Smoking! But, if you are an addict, please throw the butts in the trash.”

There is a Turkish song called “Macera Dolu Amerika”… It literally translates to: “America: Full of Adventures”. But, I really don’t have a lot of strange adventures in America anymore. Every morning, I wake up, go to work, come back, do the same things every day or do what I  had planned to do weeks ago, go to where I had planned to go months ago. Ninety percent of the time, there are no surprises, no unexpected events, no strange incidents… In Turkey, there is always something unexpected that comes up. You plan to meet your friends at 4pm, but because of traffic, you end up meeting them at 7. You want to go to a certain place, but there is a soccer game in that area that day and the fans block the road so you can’t make it. Or, you go to a restaurant and people bring you free food just because they liked you. Or strangers on the street pay your bus ticket. The security guard in the bank breaches the security and brings you a glass of tea while you wait in front of the bank until it opens. Every new day is a new adventure.

So far, I’ve been enjoying this unpredictable nature of Turkey. On Sunday, an old friend of mine picked me and my sister up for breakfast. We went to a restaurant by the sea, which has a huge Turkish breakfast plate. While we were having breakfast, clowns showed up at the restaurant. My friend has two kids so they were pleasantly surprised. Then, my cousin came and picked me and my sister up to have some coffee. We went to take a walk at the famous Baghdad Street of Istanbul’s Asian side. It’s a long, busy street, full of stores on both sides. You see all of the big international brands such as Laura Ashley, Burberry, Marks & Spencer, Gap, etc… The street is full of well-dressed people, walking, shopping or walking their dogs. After a long walk, we sat down on a table outside in a cafe/dessert place. Watching the street from where we sat was quite entertaining. I saw those people walking by:

These are walking-billboards, advertising a store called Electro World. I thought it was quite funny until I saw this:

Here is a guy walking his goose on the street. As if it’s the most normal thing to do.

And this is the Vakko store, decorated for the New Year!

Yes, we are a 98% Muslim country and we do not celebrate Christmas. But, everywhere is full of Christmas trees and Christmas decorations this time of year. Turkish people think this has something to do with the New Year. It’s funny and a bit silly to me but they like the festivities and that’s how they want to celebrate the New Year. What can you do?

Just like Jessica says: “Turkish people do whatever the hell they want.”

 

Categories
Turkce

Donem Sonu, Finaller ve Tatil

Sevgili Arkadaslar,

Bu aralar donemin son gunleri, final haftasi, makale isleri ve seyahat planlari dolayisiyla yazi yazacak firsat bulamadim. Onumuzdeki hafta da bayagi yogun gececek gibi gorunuyor. Bu haftalik sizleri web sitem TurkishT.com’un reklamini yapan teyzemle basbasa birakiyorum! 😛

Aslinda Amerika’li teyzem Turkish Tea’yi anlatiyor. Hem de saatlerce… Her ne kadar imamin abdest suyu kivaminda icsem de, Turk cayindan daha guzel bir icecek tanimiyorum. Teyzem de bu gercegi, hakkini vere vere anlatmis!

Enjoy!

http://www.youtube.com/watch?v=JEZpt55PbtY

 

 

 

 

 

Categories
Turkce

Diziler ve Degismeyen(!) Turk Insani

New York’ta rehberimiz Turk cikti demistim ya… Turkiye’den gelen arkadasim, “bu cocuk iki-uc senedir buradaymis,  Turkcesi bozulmus, sen on senedir buradasin, Turkcen nasil hic bozulmadi” dedi. Ee, ben bunun icin ozel caba gosteriyorum tabii. Mesela sirf Turkcem bozulmasin diye, duzenli olarak Turk dizisi izliyorum!?! Adini Fatmagul Koydum… Feriha’nin Sucu Ne… Artik ne denk gelirse…

Yalan tabii… Turk muzik piyasasindan da, dizi piyasasindan da cok uzagim aslinda… Oyle ki; bir arkadas “Kubat sever misin?” diye sordugunda, “valla hic yemedim” demistim. Kubat’i kumpir gibi bir sey sandim, sarkiciymis meger… Hem eskiden muziklere ve dizilere ulasim da kolay degildi Amerika’dan… Turkiye’ye gittigimde, arkadaslarim hemen izlemem gereken dizileri ozet gecer, ben de orada oldugum sure icinde bir iki bakardim. Zaten Turkiye’de olup da, dizi izlememe gibi bir luks yok. Kirk yilda bir memleketime gidiyorum, daha vardigim ilk aksam, kendi oz ailem “sen bi sus, bugun Yaprak Dokumu var, yarin muhabbet ederiz” diyor.

Dizi izlemesem, gunluk konusmalari da anlayamiyorum. Turkiye’de herkes neden “Suleyman” yerine “Suluman”, “evet” yerine “ivet” diyor, coz cozebilirsen… Allahtan YouTube cikti da, Turk dizilerine Amerika’dan ulasma imkani dogdu, ben de Turkish slang’e* vakif oldum.

Fakat, izledikce, Turkiye’de her sey ne kadar degismis diyorum. Belki de buradan bakinca oyle gorunuyor.

Bazen profesorlerin bile, ustunde Coca Cola yazan esantiyon t-shirtlerle derse geldigi bir ulkede yasiyorum. Sabah derslerine pijamalariyla gelen ogrencilerim var. Esofman degil ha, bildiginiz “Hello Kitty”li pijama… Esofmanla gelenleri saymiyorum bile… Bu yuzden Turk dizilerindeki zengin kadinlarin, surekli defileye cikar gibi giyinip, evin icinde bile incecik topuklu ayakkabilarla dolasmalarina hastayim. Ben duz yolda yuruyemiyorum, onlarin geceligin altinda bile topuklu ayakkabi var. Hadi disarida giydin neyse ama evin icinde bu kadar kasmaya ne gerek var kardesim? Giy patiklerini, otur pasa pasa…

Bunlar Ezel’deki ev ayakkabilari…

 

 

 

 

Bu da benimki…


 

 

 

Evet, boyle yanyana koyunca, benimkiler biraz ayi patisini andirdi tabii ama benim de rahatim yerinde en azindan…

Ayakkabiyla girilen evlerden hic hazzetmiyorum sahsen. Amerika’li ev arkadaslarim Polly ve Tasha ile eve cikmaya karar verdigim zaman en buyuk endisem buydu. Tamam, sokaklar Turkiye kadar kirli olmayabilir ama yine de bir Turk evinin temizligine esit olabilir mi? Kizlar sagolsunlar, ayakkabilari Turk usulu yapmayi kendileri teklif ettiler. Hic sorun yasamadik. Daha sonra ben master’i, onlar universiteyi bitirip dagilinca, kizlar da heralde Turk usullerinden kurtulduklari icin rahat bir nefes aldilar diye dusunuyordum.

Yillar sonra Tasha’yi ziyarete gittim. Tesaduf bu ya, onun Amerika’li yeni ev arkadasi da 3 sene Istanbul’da Ingilizce ogretmenligi yapmis. Evlerine girdim, ev Amerikan evi degil, Turk evi sanki…  Giriste ayakkabilarini cikariyorlar. Evde caydanlik, Turk cay bardaklari, Caykur Turk cayi… Tam bir Cola Turka reklami sahnesi… Bir keresinde mutfak tezgahlarinda akide sekeri bile gordum; yuh artik dedim. Ne emperyalist milletmisiz de haberimiz yokmus. Insanlari kendi ulkelerinde asimile etmisiz.

Ama bunlar Turk milletinin ornek alinasi davranislari sonucta… Guzelligi goren adapte oluyor iste… Bi biz begenmiyoruz kendi kulturumuzu…

Tabii kulturumuzun begenilmeyecek yanlari da yok degil. Mesela evin icinde bu kadar temiz bir milletiz, yollara da kola kutusu atan var. Amerika’da atilmiyor… Insanlar cok temiz oldugundan degil tabii… $1000’a varan cezasi var da ondan. Belki bizde de olmali.

Tabii simdi “kulturumuzun begenilmeyecek yanlari” diyince, “heyt, sen Turk milletine hakaret mi ettin yoksa?” diyenler cikiyor. Basimiza gelmis ki yaziyoruz kardesim! Bizzat gordum, minibusun penceresinden disari atti adam.

Ama belki de benim yasadigim tecrubelerin hic yasanmadigi bir yer var Turkiye’de, bana bunu diyen insanlar da orada yasiyor. Oyleyse haklilar tabii… Beni, ancak, sokakta yururken, kafasindan asagi balkon suyu bosalmis olanlar anlar.

Aslinda ben bunlari bile gayet milliyetci duygularla anlatiyorum ama anlayana tabii… Insan memleketinden bu kadar uzakta ve ozlem icinde olunca, Turkiye’deyken begenmedigi seyler bile sevimli gorunuyor insanin gozune… Sokaklarin kirinden de, insanlarin terinden de gulerek bahsedebiliyorsam, bu yuzden… Ama ben bunlari sanki tiksinerek anlatiyormusum gibi algilayanlar varsa, onlar icin de yapabilecegim bir sey yok tabii. Ben de halis muhlis Turkum ve dalga gectigim ozelliklerin cogu bende de var. Ama Allah’a cok sukur, ne kompleksim var, ne de tavan yapmis bir egom… O yuzden boyle endiseleri olanlara da Amerika’lilarin cok guzide bir sozu ile seslenmek istiyorum: “Get over it!”

Soyle de bir gercek var tabii… Insan icinde dogup buyudugu ortamin bozukluklarini ancak icinden ciktiginda farkediyor. Hani “isletme korlugu” denilen bir kavram vardir; bir fabrikada bir makina, siz kendinizi bildiniz bileli bozuksa, o orda yillarca bozuk olarak kalir, kimsenin aklina onun tamir edilebilecegi gelmez ya… Iste oyle bir durum da var. Insan ulkesinin disina cikinca, daha once hic farketmedigi bazi seyleri farketmeye basliyor. Bu her milletin insani icin gecerli ve Amerikalilarin da en buyuk problemi… Cogu Amerikali, hayati boyunca Amerika’nin disina cikmamis. Hayatinda New York’a bile gitmemis olanlar var. New York’u gectim, yasadiklari kucuk mahalleden oteye gitmemis olanlar var. Dolayisiyla, Turkiye diyince “sizin orda araba var mi?” diyen hodukler cikiyor. Bizde de “Cayelinden oteye” gitmemis olanlar olabilir ama herkes dunyadan haberdar en azindan…

Demek istedigim, ben de eskiden goremedigim ama simdi farkedebildigim seyleri yaziyorum. Yalniz, millet niye ustune aliniyor, anlayamadim gitti… Bu da Turk milletinin huyudur, kurusun… Simdi gel de anlatma… Yillar once, ozel radyolarin yeni ciktigi zamanlarda, Elazig’in ilk ozel radyosunda da benzer bir program vardi. Insanlar telefonla canli yayina katilip, sikayetlerini, dertlerini anlatiyordu. Bir gun, genc bir kiz aradi. “Ben sokakta yururken bazi erkeklerin surekli donup bakmasindan, laf atmasindan cok sikayetciyim.” dedi. “Yolda rahat rahat yuruyemiyoruz”.  Bunun arkasindan bir abimiz baglandi canli yayina… Hemen ustune alinmis hemsomuz. Cok da iclenmis: “Ben sahsen bu hanim bacimiza coh alindim,” dedi. “Hangi bir erkegimiz, hangi bir delikanlimiz kafasini cevirmis bakmis?” Yahu kardesim, kizin basina gelmis iste… Sehrin butun erkekleri laf atiyor demedi ki… Ama hemsom cok samimi konusuyor. Yani, kendisinin basina gelmedigi kesin. Bi de akla ziyan bir yorum daha yapti ama onu da yazarsam, beni afaroz edenler cikabilir, o yuzden tutuyorum kendimi… Zaten amcamin o noktadan sonraki mantik silsilesini ben takip edemedim artik…

Anlayacaginiz, boyle olaylara sahit olunca tutamiyorum kendimi, yaziyorum. Valla elimde degil…

Hem memlekette malzeme coksa, ben n’apiyim?

 

*slang: standarda uymasa da belli bir grup icinde konusulan jargon, halk ya da sokak dili