Categories
Turkce

Bir Suriyeli Multeci: Toteh’nin Hikayesi

Toteh

For English click here.

Politik yorumlar yerine komik yazilar, sevimli kedi-kopek videolari paylastigimiz o eski zamanlari ozledigimiz su gunlerde, sizinle, beni cok etkileyen bir multeci hikayesi paylasmak istiyorum.

Toteh ile gecen Ekim ayinda, universitemizin her yil duzenledigi “Diversity Day” (Cesitlilik Gunu) programinda konusma yapmaya razi olunca tanistim. Konu Suriyeli multecilerdi ve benim haberlerden duyduklarim ve gecen yaz tatilinde Turkiye sokaklarinda onlari gormem disinda, multeciler ile ilgili pek bir bilgim yoktu. Bir arkadasim beni Cenevre’de Birlesmis Milletlerle alakali bir iste Suriyeli multeciler konusunda calisan Alman arkadasi Christiane ile tanistirdi. Christiane’a multeciler hakkinda konusma yapmam gerektigini soyleyince, “Bu adamin hikayesini mutlaka duymalisin” dedi. Iste Maen, yani Toteh’nin sahibi ile boyle tanistim.

TotehandMAen

Yazin, Turkiye’de tatil yaparken, multecileri her yerde goruyordum. Bir cogumuzun onlarin varligindan pek de memnun olmadigini da biliyorum. Sinira yakin sehirlerde multeci sayisinin Turkiyeli sayisini gectigini de duydum. Buna ragmen Maen birebir konustugum ilk Suriyeli multeci oldu. Christiane hikayesini direk kendisinden duymam gerektiginde israr ederek bana Maen’le bir Skype gorusmesi ayarladi. Ingilizcesi de oldukca iyi oldugundan butun hikayesini kendi agzindan dinleme firsati buldum.

ChrisandMaen

Maen ruzgar enerjisi konusunda uzman bir muhendismis eskiden. Ayrica ressam ve heykeltrasligi da var. Bana Suriye’nin, yozlasmis Esad yonetimi sayesinde nasil bu hale geldiginin hikayesini taa en basindan anlatmaya basladi. “Ulkede her seyi Esad ve ailesi yonetiyor” dedi. Butun bakanliklar, ya Esad’in amcasi, ya bir akrabasi ya da ona sadik birilerinin elindeymis. Askerler her ay, dukkanlardan harac toplamaya geliyorlarmis. Devlette hic bir kurum duzgun islemiyormus. Maen kendi evini insa etmek icin yillar once bir arazi satin almis. Binayi yapmasina bir turlu izin vermemisler. En sonunda, belediye, insaat izni icin 15,000 lira odeyip, basvurman gerekiyor, demis. Maen parayi odeyip, izin icin basvurmus. Fakat aradan 7 yil gecmesine ragmen izin filan cikaramamis. Hal boyleyken, generallerden biri insaatin yasak oldugu bir orman arazisine ev dikebiliyormus. Yani yolsuzluk ve yozlasmislik her alana yayilmis. Maen: “her sey, 4-5 yil once iki polisin dukkanlardan harac almaya gelmesiyle basladi” dedi. Insanlar zaten para kazanamiyor, Esad’in zulmunden bikmis usanmis. Bir de ustune tekrar harac isteyince, insanlarin artik canina tak etmis. Dukkan sahipleri harac vermeyi reddedince polisle aralarinda kavga cikmis. Bunu goren diger dukkan sahipleri de gelip polise karsi cikmislar. Bir sekilde polisleri yakalayip, dukkanin icine saklamislar. Isyan da boyle baslamis. Tabii ki Esad bunu karsiliksiz birakmamis. Suruyle asker gonderip, bir gunde bir cok insanin olumune sebep olmus. Bu sert karsiliktan sonra, isyan bir sure icin bastirilmis. Fakat, dukkan sahiplerinin isyan haberi butun ulkeye yayilmis. Kisa bir sure sonra, ulkenin baska yerlerinde de protestolar baslamis. Isyan arttikca, Esad de zulmunu arttirmis. Halki sindirmek icin uzerlerine tanklar, tufeklerle koca bir ordu gonderip, bir gunde 50 kisiyi oldurecek kadar acimasizlasmis. Isyan yayildikca, Esad da medya kanallarindan isyancilari terorist diye yaftalayip, ozellikle fakir halkin ustune bomba ustune bomba yagdiriyormus.

Maen soyle anlatiyor; “Zabadani’de yasiyordum. Fakat, gece gunduz evimin ustunden roketler ucmaya baslayinca kucuk bir ev alip Artoz koyune yerlestim. Kisa zaman sonra orada da bombardimanlar artmaya basladi. Bolgede her yer korku filmi gibiydi. Komsularimin cogu evlerini terkettiler. Ben evimi terketmek istemiyordum. Cok yalniz zamanlar gecirdim. Bazen karanlik ve supheli bir sessizlik cokuyordu. Artik sessizlik, anormal bir durumun isaretiydi. Olmekten korkmuyordum. Zaten oyle bir halde yasiyorduk ki, olum nimetti. Kendi canimi almayi bile dusundum. Fakat, en buyuk korkum, olup, kopegimi yapayalniz, sahipsiz birakmakti. Olsem, tek basina ya acliktan olur, ya yaralanip aci cekerek surunurdu. Bunu dusunmek bile dehset vericiydi.” Maen’in hayatta kalma mucadelesinde pes etmemesinin tek sebebi Toteh imis. Bir sure sonra fuze atislarina bile alismaya baslamis Maen. Hatta mutfaga gidip kahve yapmak icin fuze atislarinin ara vermesini bekleyecek hale gelmis. Aksamlari hem kendi basina, hem Toteh’ye bir kask takip, bir sarapnel firlamasi ya da catinin yikilmasi riskine karsi, kopegini battaniyelerle sariyormus. Koydeki evler zaten saglam degilmis. Her sarsintida hasar goruyormus. Zaten, duvarinda simdiden bir kucuk hayvanin gecebilecegi buyuklukte bir delik acilmis. Ordan diger evleri bile gorebiliyormus.

“Bir gun, askerler bolgeye gelip, kapilari kirdilar, bir cok evi yaktilar” diyor. “Herkes evini terketti. Mahallede benden baska kimse kalmadi. Komsularim bir gun gelip, benim de gitmem gerektigini, askerlerin yarin buraya gelecegini soylediler. Beni kaldiklari yere gotureceklerdi, fakat kopegimi istemiyorlardi.  Onu yalniz birakamadim. Onunla kalip, onunla birlikte olmeye karar verdim. Askerler kapima dayandiginda onlara kopegimi oldurmeyin diye yalvardim. Oldurecekseniz, lutfen beni de oldurun dedim. Askerler tablolarima baktilar. Evde kopek besledigimi de gorunce benim Musluman olmadigimi zannedip, beni rahat biraktilar. Yani o gun Toteh benim hayatimi kurtardi.”

Maen’in Cenevre’de evli olan bir kizi varmis. Kizi her gun panik icinde arayip, Cenevre’ye, yanina gitmesi icin yalvariyormus. Onun icin vizeye de basvurmuslar. Fakat Toteh’yi Avrupa’ya goturme isi oldukca cetrefilliymis. Kopegini Avrupa’ya goturebilmesi icin, bazi asilar ve tahliller yapilmasi ve tahlillerden sonra da kopegin 3 ay beklemesi gerekiyormus. Fakat gun gectikce Maen’in yasadigi bolge daha da yasanmaz hale geliyormus. Maen, once Toteh’yi Suriye’den cikarip, guvende oldugundan emin olup, sonra da kendi basinin caresine bakmaya karar vermis. Nihayet, ayni koyde yasayan Rawaa adinda bir kizi bulmus. Kiz ozellikle hayvanlari kurtarmak icin calisiyor, onlari ya kendisi aliyor, ya da Hollanda’da bir hayvan barinagina gondermek icin evraklar duzenliyormus. Maen’e Toteh’nin asilarini yaptirabilecegi ve evraklarini hazirlatabilecegi bir veteriner tavsiye etmis. Maen, guvenlik olmadigi icin veterinerle cevre yolu gibi bir yerde buyuk zorluklarla bulusabilmis. Veteriner testlerini ve asilarini yapip, Toteh’nin derisinin altina da kaybolmamasi icin bir cip yerlestirmis. O sirada Rawaa da Beyrut’a gidiyormus. Uzun ugraslar sonunda, Toteh, Rawaa ile birlikte Lubnan’a gidip, 3-aylik sureci beklemek uzere Beyrut’ta bir hayvan barinagina yerlestirilmis.

Maen’in mucadelesi burada bitmiyor tabii. Maen, Toteh’nin Lubnan’a gittiginden emin olunca, kendisi de Isvicre vizesini beklemek icin Lubnan’a gecmeyi basarmis. Nihayet vizesi kabul edildiginde de Cenevre’ye kizinin yanina yerlesmis. Kopegini de 3-aylik surec dolunca Beyrut’tan Paris’e gelecek olan birinin getirmesi icin gereken ayarlamalari yapmis.  Fakat bu kadar uzun sure kizinda kalmak cok agir gelmeye baslamis. Ne calisabiliyor, ne evin gecimine bir katkida bulunabiliyormus. Bir arkadasi Isvicre’nin multeci programindan bahsetmis. Maen de basvurmus. Sehir disindaki bir multeci kampinda Maen’e bir oda vermisler. Fakat kopegini kampa sokmasina izin verilmiyormus. Maen de Toteh’yi bir hayvan barinagina yerlestirmis. Fakat, multeci kampindan barinaga ancak iki otobusle gidilebiliyormus. Maen’in her gun gidip gelmeye ne gucu, ne de parasi yetiyormus. Her ayrildiginda da kopegi ona uzgun gozlerle baktikca, onu orda birakmak zorunda kaldigi icin kahroluyormus. Kampin mudurune mektuplar yazmis, sehrin her yerine yazilar asmis fakat hic bir sonuc alamamis. Multeci kampinin hemen yaninda bir atcilik klubu varmis. Oraya herkesin kopegini getirdigini gorunce, gidip bir de onlara sormaya karar vermis. Maen diyor ki: “Kopegimin orada kalmasina izin verirler diye dusunuyordum. Fakat oranin mudurunun adini bilmiyordum. Ne zaman binicilik icin gelen arabalara sormak istesem, beni gorunce korkup, camlarini kapatiyorlardi.”

Maen, nihayet, klubun sahibinin Madam Aurelia adinda bir bayan oldugunu ogreniyor. Ona para istemedigini, kopegi icin bir yer bulmaya calistigini anlatiyor. Kadin, kabul ediyor. 7 ay boyunca Maen, kar, kis, yagmur demeden her sabah kamptan cikip kopegini almaya gidiyor, ogleden sonra yine kopegiyle vedalasiyor. Bu arada yetkililere mektup yazmaya da devam ediyor. Bir gun, multeci kampinin muduru degisiyor. Yerine hayvanlari cok seven bir bayan geliyor. Kadin Maen’in hikayesini duydugu icin onu kendisi cagiriyor odasina. Maen’e kopegini kampa sokabilecegini soyluyor. Maen kulaklarina inanamiyor. “Gercekten mi? Odama da goturebilir miyim?” diye tekrar soruyor. Kadinin “evet” demesi uzerine, Maen gozyaslarini tutamiyor. Uzun zaman sonra ilk defa hic olmadigi kadar mutlu oluyor.

Simdi, butun bunlarin uzerinden neredeyse 5 yil gecmis. Maen’e Cenevre’de sehrin disinda bir odali kucuk bir yer vermisler. Simdi bu kus heykellerini yapip satarak hayatini surduruyor. Ayrica multeci kampinda gonullu calisiyor ve kamptaki Suriyeli cocuklara resim dersleri veriyor.

birds

Fakat, Suriye’de yasadiklari hala dun gibi aklinda. Suriye’deyken yaptigi tabloya bakarken “Golge” diyor “bu tablonun adi. O zor gunlerde varligim bir golgeden ibaretti. Dunyanin gozunde degersiz, yapayalniz bir golge.”  shadows of the man

Categories
English

The Story of Toteh: A Syrian Refugee

Toteh

Turkcesi icin buraya tiklayin.

As we all want to go back to the good old days when we used to share cute cat and dog videos instead of stressful and alarming political posts, I decided to share with you the touching story of this cute little dog; Toteh.

I met her last October, while I was doing research for a talk I had volunteered to do for the annual Diversity Day event at my university. I was supposed to talk about Syrian refugees but I knew nothing about them other than what I was hearing from the news feeds and seeing them on the streets of Turkey during my vacation over the summer. A friend of mine introduced me to Christiane, a German lady, working with Syrian refugees through the United Nations in Geneva. When Christiane became aware that I was preparing a talk about refugees, she said: “You have to hear this story.” And that’s how I met Maen, Toteh’s owner.

TotehandMAen

While I was vacationing in the beach towns of the Mediterranean in Turkey last summer, I saw many refugees. They always stood out. They hung out with their families, speaking in a language nobody understood, alone and alienated. Many people were not happy about their presence. I was hearing in the news that in towns close to the Syrian border, the number of refugees were surpassing the number of Turkish residents. While this was the case, Maen was the first Syrian refugee I ever spoke to. He could speak English and Christiane was gracious enough to arrange us a Skype meeting so that I could hear his story directly from him.

ChrisandMaen

Maen told me he used to be an engineer, specialized in wind power. He was also an artist. He showed me his paintings and bird sculptures he made out of clay, which kept him company. He told me the story of how Syria turned into a chaotic place because of the corruption in the Assad administration. In Syria, everything was controlled by Assad and his family. Every ministry was headed by either Assad’s uncle or one of his relatives or loyalists. The guards would come to the stores and collect money from the shop-owners regularly. Maen bought land to build a home years ago. The government said he had to pay 15,000 liras to apply for a permit to build the house. He paid and applied for the permit. But nothing would get done in the government. After 7 years of chasing his application, he still didn’t have a permit. However, one of the top generals in the military was allowed to build himself a house in a protected site where people were not allowed to build homes. Maen said: “it all started when two officers came to collect money from the shop owners again. People were already suffering because of Assad’s oppressive rule and corrupt administration.” This time, the shop owners refused to pay. When one of the officers tried to attack them, people became completely outraged. They’ve had enough. They started to fight the officers and managed to kidnap them and take them inside their store. This was the beginning of the resistance movement against the regime. Of course, Assad’s response was disproportional. He sent out his army and killed many people in one day. That instilled enough fear that the resistance died for a while. But the story of the shop owners spread all over the country. After a while, other parts of the country started to rise up against Assad. With each protest and uprising, Assad became more and more ruthless. His TV channels and media outlets were portraying the protesters as terrorists, to justify Assad’s brutal fight against them.

Maen said; “I used to live in Zabadani. But, I had to move from there because of projectiles passing over my house day and night.” He bought a house in the Artoz village and moved there. But, after a while, bombings intensified around his new modest home, too. “There was horror in the region” he said. “Most of the neighbors left their homes. I spent a lot of lonely nights. Sometimes, darkness and suspicious silence surrounded the area and silence became the status of psychological abnormal.” Maen said; “I was not afraid to die. In those days, death would be mercy. I even thought about ending my life. But, I was afraid to die and leave Toteh alone. If I died, she would be helpless. She would either be abused by other animals and people, or die of starvation. It was the most terrifying thought.” For Maen, the only thing that made him going was Toteh. He said that after a while he almost got used to missile attacks. He was waiting for the rumbling to end so that he could go to the kitchen and make coffee. In the evenings, he would put a helmet on himself and on Toteh and cover her with blankets in case a shell dropped or the ceiling fell down. He already had a hole on his wall, through which he could see the neighbors’ houses in the village.

“One day, the soldiers raided the region, broke doors and burnt many houses” said Maen. “My house was the last one in the neighborhood. Neighbors came to me and said that I had to leave. They offered me to flee to their safe places before the arrival of the soldiers. But they hardly had room for themselves. They would not allow me to take my dog. I could not leave her alone. So I preferred to stay and die with her. When the soldiers came to the door, I begged them not to kill my dog. I said ‘If you want to kill her, please kill me with her.’ The soldiers did not do anything. Because I had my paintings on the wall and a dog in the house, they thought I was not a Muslim and decided to leave me alone. Toteh saved my life that day.”

Maen had a daughter who lived in Geneva with her husband. She was calling him every day in panic, pressuring him to go to Geneva. His daughter had applied for a visa for him but with Toteh, it was complicated. Toteh had to be tested and vaccinated and even then she had to wait for 3 months after the blood tests before she could enter Europe and they didn’t have that kind of time. Maen decided to find a way to get Toteh out of Syria first, make sure she was safe, and only then would he leave for Europe. While searching for a way, he met an amazing girl, Rawaa, who lived close to the same village and was personally interested in rescuing animals. She helped Maen find a veterinarian who could do Toteh’s shots and the paperwork. Maen called an Animal Shelter in Lebanon, which agreed to keep Toteh until the expiration date. He met the vet in the worst conditions in the middle of a highway but under these unusual conditions, the vet was still able to test her, give her shots and even managed to get a chip underneath Toteh’s skin so that she wouldn’t get lost. Rawaa was leaving for Beirut and Maen thought it was a good idea to send Toteh with her.

Maen told me about his many struggles after that. Eventually he was approved and he left for Europe. He stayed with his daughter and her family for a long time. But, after a while, it felt embarrassing for him to live with them without being able to work or pay bills. He applied for the refugee program in Geneva and eventually was given a room in a refugee center in the countryside. One fortunate day, he got news that a friend of his in Beirut was coming to Paris and he was able to bring Toteh. Maen and Toteh were finally united but he was not allowed to keep her in the refugee camp with him. He kept her in another animal shelter in Geneva where he would take two buses from the camp to visit every day. He said; “Every time I left, Toteh looked at me with sad eyes, wondering why I was leaving her. It broke my heart every day.” He wrote letters to the director of the refugee camp and left flyers everywhere to no avail. “There was a horse club next to the camp area” he said. “People were coming there with their dogs to ride horses. I thought they would allow me to keep my dog there. But, every time I approached their cars to ask for the manager, they would feel threatened and pull their windows up. Finally, I found out that the manager was a lady called Madam Aurelia. I went to her office and told her that I did not want any money.” Maen told her the story of his dog and Aurelia agreed to keep the dog in the barn. For 7 months, in the cold, rain, and snow, he united with Toteh in the mornings and left her again in the afternoons. He continued writing letters and leaving flyers all over the city. One day, they had a new director at the refugee camp, a woman who loved animals. She called Maen to her office. She had heard his story. She told him that he would be allowed to keep his dog with him. Maen couldn’t believe it. He asked her again, “You mean, I can keep her in my room?” She said “yes”. He was in tears with happiness. He hadn’t been that happy in such a long time.

Today, he is given a private room in Geneva. He makes birds out of clay and sells them. He also volunteers at the refugee camp and gives painting lessons to Syrian children.

birds

He is still reminded of his days in Syria as he looks at his painting. “I called this Shadows of the Man” he said: “Those were the days I felt so alone and so valueless. Worth nothing more than a shadow.”

shadows of the man

Categories
Turkce

Ah Su Dis Mihraklar!

dis mihraklarBiliyorum. Ben de biktim valla. Herkesin agzinda ayni laf. “Disaridaki mihraklar! Icerideki hainler”… Sanki yillardir tum Turkiye hanim hanimcik oturmus, hep birlikte papatyadan taclar yapiyorduk, birdenbire herkes bize dusman oldu. Bizim eskiden de kulak memesi kivaminda hainlerimiz, aldigi kadar dis mihraklarimiz, dahili ve harici bedhahlarimiz vardi. Zaten disaridaki mihraklar olmasa, icerideki hainler olmasa ulkeyi dedem de yonetir. Artik bahane uretmeyi biraksak da biraz da “ben nerde yanlis yaptim” desek diyorum.

Evet sagimiz solumuz dusman… Ama kimse de cikip demiyor ki: “Niye bu kadar dis mihrak bizimle ugrasiyor? Niye iceride bu kadar cok hainimiz var. Acaba bizde mi bir sorun var?” Olamaz mi? Olabilir.

Biliyorum, diyeceksiniz ki. Turkiye’nin jeopolitik onemi, bla bla… Ne jeopolitik konummus arkadas. Sanki dunyanin merkezi biziz. Herkesin derdi basi bizimle. Amerika’da sorsan degil haritada gostermek, daha Turkiye’nin bir ulke adi oldugunu bilmiyorlar. Turkiye deyince ilk akla gelen sey, Sukran Gunu yemegi… Ama bizim havamizdan gecilmiyor. Simarik ergen kizlar gibiyiz. “Herkes bize takmis. Herkes bizi kiskaniyor. “

Tamam tabii ki onemli bir konumdayiz. Bir yanimiz Ortadogu, bir yanimiz Dogu Avrupa. Ama bizim o dis mihraklar icin tek bir degerimiz varsa o da Ortadogunun hala kabile savaslarinda kalmis zihniyetiyle Avrupa arasinda bir tampon bolge olusturmak. Eger istedikleri tek bir sey varsa, o da Ortadogu’daki geri kalmisligin Turkiye’ye, ordan da Avrupa’ya sicramamasi… Terorun kendilerine daha fazla yakinlasmamasi…

Mesela bu dis mihraklar Israil’le niye ugrasmiyor? Onlardaki jeopolitik konum Kaliforniya’da yok… Bir yanlari Akdeniz sahilleri, bir yanlari Kizil Deniz. Arap petrollerine gelmeden onceki son viyaduk… Disindaki mihraklarin arasinda Allah icin bir tane seveni de yok. Amerikalilarin da milyar milyar dolar akitmasina bakmayin. Hic biri sevmiyor. (Bir de sevseler neler yapacaklar artik!)

Ama diyebilirsiniz ki, zaten mikrobun basi Israil! Peki o zaman Fas’a bakin mesela. Fas’in jeopolitik konumu bizden ala! Avrupa desen, Fas’a bizden yakin. Tas atsan Ispanya’ya dusuyor. Bizi bu kadar ozel, bu kadar dusman, bu kadar hain planlarin hedefi yapan nedir acaba? Niye gidip Fas’la degil de bizimle ugrasiyorlar sizce? Niye hic bir ulkede bizdeki kadar vatan haini, ic dusman, vs. yok?

Su video dolasiyor internette. Bu El-Kaide’yi, DAES’i, El-Nusra’yi Israil’in yarattigina dair! Inanmiyor degilim. Eminim onlar da bos durmuyorlardir. Ama Allah askina soyleyin, bizim birbirimize dusmek icin Israil’e ihtiyacimiz mi var? Bizde dusmanlik first-come first-serve kapis kapis gidiyor. Birbirimizden nefret etmekten haz aliyoruz sanki. Aaa, bu herif dinci, aa su herif yobaz, aa bu adam oruc tutmuyor, aa, su herif icki iciyor, aa bunun basi kapali, ooo bunlarin evinde yilbasi agaci var, aa bunlar Alevi, aa su adam ateist laflarindan her hangi birini en az hayatinizda bir kere duyduysaniz, demek ki Israil ajanlari yattiklari yerden para kazaniyor. Onlara da yazik. Dusunsenize is tatmini sifir. Iki ajanlik yapacaklar, ona bile firsat vermiyoruz. Bir iki ver gazi… Zaten adam dovmek bizim isimiz. Yilbasi kutlamasi basmak bizim isimiz. Biz derken, Turkiye’yi degil, butun Ortadogu’yu kastediyorum. Biz yine iyiyiz. Yusuf Islam’in gitar calmaya baslayinca kac olum tehdidi aldigini biliyor musunuz? Neymis, muzik harammis. Kime gore haram? Sen kendi inandigin seyin dogru oldugundan nasil bu kadar eminsin? Kaldi ki dogru bile olsa, sana ne! Sen calma gitar. Muzik dinleme. Adam Cat Stevens yaa. Gitar calmasin, insaatta mi calissin? SANA NE?Turkiye’de bir barda icki icenleri dovduler. Twitter’da, adamin biri “Islam’da emribilmaruf nehyi anil munker diye bir sey var, yanlis yapani uyaracaksin” diye bana dayak atanlari savundu. Haspam bir de en buyuk Musluman benim diye kibrinden gecilmiyor. Bildigin gonullu Israil ajanisin haberin yok be! Sen varsin diye Israil dis mihrakliktan erken emekli oluyor arkadasim.

Peki bunun cozumu var mi? Evet. Ben empiric verilere dayanarak, size kesin cozumun ne oldugunu soyleyeyim. Her sey imamda bitiyor. Hani bizde guzide bir laf vardir. Imam, icindeki bazi amonyak ve hidrojen sulfat molekullerinin havaya karismasina izin verdiginde cemaatin bagirsak hareketlerinin kontrolden cikmasiyla alakali olan soz… Iste problem de, cozum de burada. Imam derken liderlik pozisyonundaki herkesi kastediyorum.

Size Amerika’dan ornek vereyim. Trump’in secim kampanyalarinin en can alici soylemi, Muslumanlarin Amerika’ya girisini yasaklamakti. Bunu soylediginde bazilari cok elestirdi. Butun muslumanlari terrorist kategorisine koyuyor, nefret tohumlari ekiyor, vs. diye. Fakat, Trumpcilara gore, bu lafta hic bir sorun yoktu. Cunku Trump sadece radikal Muslumanlari kastetmisti. Ulkemize terror bulasmasin diye boyle bir onlem almak gerektigini dusunmesi normaldi. Fakat o oyle olmuyor iste… Vasat bir adam degil, koskoca Amerika’nin Baskan Adayi soyluyor bunu. Sonuc ne oldu? Amerika’nin butun Hill Billy’leri ve Red Neck’leri (cahil cuhela, az gelismis insanlari) “Trump bile bunu soyluyorsa bize hersey mubah” diyerek hurraa Musluman avina ciktilar. Muslumanlar 11 Eylul’den sonra gormedikleri dusmanligi, Trump’in bu lafi yuzunden gordu. New York’ta Cumadan cikan bir imami caminin onunde silahla vurdular. Basortulu iki genc kizi ve birinin esini evlerine girip oldurduler. Kadinin birinin basortusune sigara atip yakmaya calistilar. Velhasili, secim kampanyasi basladigindan beri Muslumanlara karsi saldirilar neredeyse % 150 artti. Bunlarin dis mihraki da yok. Hatalarini sahipleniyor insanlar… Simdi bunun bizimle ne alakasi var diyeceksiniz? Bizde de ayni seyler oldu. Liderlik pozisyonundaki insanlar kendi milletinden bahsederken “biz” versus “onlar” dedikce, herkesin birbirinin agzini burnunu dagitasi geldi. Insanlarin hayat tarzina yapilan her elestiri, bizim kendi Hill Billy’lerimize ve Red Neck’lerimize her turlu saldiri icin yesil isik yakti. Bize karsi onlar soylemini bazi asiri laikler kullanmadi mi? Onlar da kullandi. Cunku laik de olsa Ortadogulu Ortadoguludur. Bir cok Hill Billy’nin de yolda gordugu her basortulunun sacini basini yolasi geldi. Simdi boyle bir ortamda bana soyler misiniz dis mihrak bize ne yapsin? Biz onlar icin o kadar verimli calisiyoruz ki, adamlar bedavadan dis mihrak fonundan bonus ustune bonus aliyor. Bizim Twitter troll’lerimiz on ajanin on gunde yapacagi isi bir Tweet’le bes dakikada yapiyor.

Simdi Turkiye’nin liderlerine sesleniyorum. Su anda agzinizdan cikacak tek bir lafa bakan , ol desen olecek vatandaslarla dolu bu ulke. Nolur, biraz da pozitif mesajlar verin insanlara. “Oynaya oynaya gelin cocuklar. El ele el ele verin cocuklar” falan diyin. Kadinlara “ne guzel kahkaha atiyorsunuz, Allah sizin nesenizi eksik etmesin” diyin. Hamile kadinlara “iyiki de sokaklarda sizi goruyoruz, 3 cocuk olmasin, 2 olsun ama siz yeterki eve kapanmayin” diyin. Ne bileyim Noel Baba sevmiyorsaniz, Nasreddin Hoca kiliginda cikin, “hepinizin yeni yilini kutlarim, alin size benden tanesi 4 TL den 100 dolar yilbasi hediyesi” diyin.

Siz sevgili radikal laikler… Bu laik lafini da hic sevmiyorum. Sanki laikler laik de geri kalan herkes seriat istiyor! Istemiyor kardesim. Turk insani istemiyor. Siz de biraz relax olun artik. Iki milletvekili densiz bir laf etti diye butun Turk milletini dusman safina ittirmeyin. Basortulu kizlarin skinny jean’li fotograflarini paylasmanizin, kimbilir hangi az gelismis ulkenin sapik imaminin goruntulerini tweet etmenizin kimseye bir faydasi olmuyor. Siz de cikin meydanlarda protestolariniza “Demedim mi, demedim mi” ilahisiyle falan baslayin. Ben taa Ohio’lardan gerim gerim gerildim gozunuzu seviyim. Biraz yumusatin su ortami Allah askina…

Bakin az once bir mesaj aldim. Daha once Musluman ulkelerde hayvanlara cok kotu davranildigindan sikayet eden Amerikali bir arkadasim, “God Bless Turkish People” (Allah Turk milletini korusun) diyerek bana bunu gondermis. Iste biz ozunde boyle guzel insanlariz… Bir de su “oz” mihraklarimizdan kurtulsak … (Amin!)

http://www.boredpanda.com/shops-help-stray-animals-istanbul/