Categories
Turkce

Hepiniz Ayaginizi Denk Alin

"9 yasinda bir cocuktan dogum gununde para caldim. Hirsizlik yapmayin yoksa benim gibi olursunuz."
“9 yasinda bir cocuktan dogum gununde para caldim. Hirsizlik yapmayin yoksa benim gibi olursunuz.”

Amerika’da, Ferguson’da yasananlarin yankilari tum hiziyla devam ederken bugun bir beyaz polis memuru daha silahsiz bir zenciyi oldurdu. Polis ifadesinde cocugun kendisine saldirdigini, elektrikli cobunu almaya calistigini, bu yuzden mecbur kaldigini anlatmis. Tam da irkci beyaz polis cinayetlerinden illallah gelmis bir noktadayken, bu olay da iyice tuz biber olmasin diye buyuk ihtimalle polisin ifadesi esas alinip, sucu hafifletilecekti. Fakat, o is oyle olmadi. Olayi goren bir vatandasin cektigi videoyu YouTube’a atmasi sayesinde, cocugun silahsiz oldugu ve arkadan vuruldugu ortaya cikti ve simdi polis cinayetle yargilaniyor.

Yepyeni bir cagda yasiyoruz. Ukala, irkci, acimasiz insanlarin yaptiklari kotuluklerin yanina kar kaldigi bir dunya yok artik. Yaptiginiz zerre kadar kotulugun de, zerre kadar iyiligin de karsiligini ayni anda Facebook’tan, Twitter’dan almaniz mumkun. Hem de 100 misli. Yani cennet de cehennem de sosyal medyada…

Yalova valisi de olsaniz yaptiginiz kotulugun karsiliginda, isminizle, cisminizle, resminizle sosyal medyada sizi rezil rusva etmek icin bekleyen binlerce, milyonlarca Facebook, Twitter kullanicisi var artik. Acimasiz bir insan misiniz? Korkun. Facebook daha acimasiz. Baskalarini asagilamaktan zevk mi aliyorsunuz? Dikkat edin. Twitter daha cok zevk aliyor. Savunmasiz insanlari taciz mi ediyorsunuz? Hele bi deneyin. YouTube her an sizi gozetliyor. Bundan sonra yok oyle caninizin istedigi gibi at kosturmak meydanlarda. Her yer android kayniyor. Herkes her an hepinizin hayatini an be an takip ediyor.

Facebook hesabiniz yok mu? Twitter’dan bir sey paylasmiyor musunuz? Farketmez. Biz sizin cep telefonlariyla cekilmis videolarinizi dunya aleme izletiriz. Sizin ruhunuz duymaz. Hayatinizi karartiriz, ne oldugunu anlayamazsiniz.

Abarttigimi mi dusunuyorsunuz? O zaman sosyal medyanin neler yapabileceginden hic haberiniz yok demektir. Amerika’da “public shaming” diye bilinen, “toplumda utandirma, karalama, sosyal linc”, hani eskiden aforoz etmek denilen olgu Turkiye’de cok daha vahim sonuclar dogurabiliyor. “Ayip” kavraminin degil var olmak, anlasilmasinin bile mumkun olmadigi Amerika gibi bir ulkede bile bir cok insanin hayatini karartiyor. Justine Sacco’nun Twitter’da attigi bir mesaj yuzunden isinden ve evinden olmasi New York Times‘a konu olmustu. Onun gibi binlerce ornegi var.

Ama en cok politikacilarin isi zor. Bu devirde diktator olmak bile zor arkadas. Eskiden olsa emret askere, polise, ne istiyorsan yapsin. As, kes, kimsenin ruhu duymaz. Simdi oyle mi? Sosyal medyayi kapattiracak gucun var, yine de elin kolun bagli. Gazeteci degil ki iki uc kurus para verip, yanli haber yaptirabilesin. Torba degil ki, 75 milyon insan. Birini kapatsan, digeri aciliyor. Birinin agzini buzsen, baska biri pirtliyor. Caktirmadan bir iki kanun gecireyim yok. Soyle sessizce bi kac isyanciyi asayim yok. Eee, niideyim boyle makami dedirtiyor insana adeta…

O yuzden, listeye girmemis milletvekili adaylari, sevinin. Allah yuzunuze bakmis. Adayligi kabul edilmis olanlar, siz de her hareketinize dikkat edin. Zira artik, siyaset yapmak eskisi kadar kolay degil. Kisitli bir radyo programi ve resmi gazete disinda neler olup bittiginden haberdar olmayan halklari yonetmekle, her an her yasanan olayin goruntulenip, butun dunyada ayni anda izlenebildigi bir zamanda halklari yonetmek ayni sey degil. Hepinize kolay gelsin diyorum. Gozumuz ustunuzde. Good luck! 😉

 

 

Categories
Turkce

Hayvanligin Teshisi

ozgecanIstatistiklere ve bilimsel arastirmalara gore, Turkiye, butun Ortadogu ulkelerine gore cinayet oranlarinda birinci sirada imis. Kadinlarin olduruldugu cinayetlerde ise 2003 yilindan bu yana %1400 oraninda bir artis gozlenmis. Yuzde bin dort yuz! Katillerin neredeyse hepsi erkek ve hatta cogu zaman kadinin kendi aile mensuplari… Bazen babasi, amcasi, abisi, oglu, hatta torunu… Ya da bu son olayda oldugu gibi bindigi minibusun soforu, onun babasi, onun arkadaslari…

Akillara durgunluk verecek duzeyde bir psikopatlik, bir sapiklik almis basini gidiyor. Turkiye’ye dair haberleri izlerken hepimiz dehsete kapiliyoruz. Dugun cikisi gelin ve damadin onunu kesip para isteyen, vermeyince damadi olduren adamlar. Karisini ve cocuklarini bicaklayan hayvanlar… Kendi yetmiyormus gibi bir de babasini tecavuz sucuna dahil eden hayvan oglu hayvanlar…

Neden “ahlak, vicdan ve merhamet sahibi”, yani kisaca “insan” olmak konusunda bu kadar gucluk ceken bir millet yetisiyor ulkemde? Bu korkunc gozu donmuslugun sebebi ne? Niye bu kadar artiyor bu vakalar? Cezalar mi caydirici degil? Yoksa ruh sagligi bozuk yetismis nesillerin ceremesini mi cekiyoruz?

Bunlarin cevabini bilmiyorum. Fakat, yakin bir gecmiste bunlara benzer vakalarla ilgili bir kitap okudum. Kitabin adi “The sociopath next door”. Yani “Yanibasinizdaki sosyopat”… Kitap, bizim daha cok halk arasinda psikopat dedigimiz insanlarin ozelliklerini, sayica ne kadar fazla olduklarini ve onlari nasil teshis edebilecegimizi anlatiyor. Bu rahatsizligin aslinda insanlardaki en belirgin ozelliginin vicdan yoksunlugu oldugunu soyluyor yazar. Yani, bazi insanlar vicdansiz doguyor. Vicdan sahibi olmamak, yanlis ile dogruyu ayirt etme yetisinden yoksun olmak demek degil. Insan dedigimiz varliklarin yanlis bir sey yaptiklarinda duyduklari vicdan azabindan yoksun olmak. Bu tip insanlar, ne kadar korkunc seyler yaparlarsa yapsinlar, vicdan azabi duymuyorlar. Cunku basta vicdan olmak uzere, sevgi, aidiyet, aileye, arkadasa veya topluma karsi baglilik duygusu gibi butun insani vasiflardan yoksunlar. Bu duygular onlar icin sadece istediklerini elde etmekte kullanabilecekleri birer arac. Ve istediklerini elde etmek icin yapamayacaklari hic bir sey yok.

Kendilerini kisitlayan ve otokontrolu saglayan bir vicdani olmayan insanlar, hayatta cok basarili olabiliyor. Cunku, ne birini uzmekten, ne olumune sebep olmaktan, ne yalanlariyla insanlara zarar vermekten zerre kadar rahatsizlik duymuyorlar. Ve maalesef, bu da onlara bir cok kapiyi aciyor. Ornegin, vicdansizlik, calistiginiz isyerinde baskalarina iftira atarak veya onlari zayif gosterecek yalanlar soyleyerek, isinizde yukselmenizi saglayabiliyor. Islediginiz suclarin cezasini cekmemek icin sucu baskasina atmaktan cekinmemenizi sagliyor. Yaptiginiz kotuluklerden herhangi bir rahatsizlik duymadiginiz icin de, huzur icinde basarinizi kutlayabilmenizi, kendinize guveni sagliyor. Ama vicdanli bir insansaniz, bu sosyopatlar karsisinda hep dezavantajli konumdasiniz. Bu yuzden, bu insanlari nasil teshis edebilecegimizi ogrenmek zorundayiz.

Insani vasiflari olan herkesten farkli olduklarindan, bu vicdansizlarin, insanlari kolaylikla etkileyebilen cekici bir taraflari da var. Ilk iki karisini oldurmus bir katilin, katildigi yarisma programinda nasil Seda Sayan’in sempatisini kazandigini hatirlarsiniz. Kitapta gercek hayattan oyle ornekler var ki… 21 yasina gelmis bir kiz, oz babasinin bir sosyopat oldugunu, adam bir cinayet isledikten sonra bile kabullenemiyor. Kadin, kocasinin her psikopatligina alistigi icin, onun sevgiden ve vicdandan yoksun bir insan oldugunun yillarca farkina bile varamiyor.

Peki benim guzel ulkemde bu rahatsizlik neden bu kadar yaygin? Ya da giderek yayginlasiyor mu? Turk filmleri neden hep boyle karakterlerle dolu? Dizilerin kahramanlarinda bile neden hep psikopatca bir intikam arayisi ya da hic bir vicdani rahatsizlik duymadan baskalarina zarar verme egilimi var? Sanki toplumca ruh sagligimiz cok yerindeymis gibi, bir de bunlar neden sanki cok normalmis gibi kaziniyor beyinlere?

Acaba bu psikopatlar, yaptiklari her seye ragmen, sokaklarda elini kolunu sallaya sallaya gezebildigi icin mi? Bu vicdansizliklar gercek hayatin bir parcasi oldugu icin mi?

Bu vakalarin coklugu, ulkemdeki dengesiz ruh haline ve dengesiz (soylemiyle, ornegi birbirini tutmayan) ahlak egitimine bagli diyelim, peki neden bunlarin sonucunu cekenler hep kadinlar oluyor? Politik soylemler, adalet sistemindeki bozukluklar, cezalarin yetersizligi, vs. hepsi bu psikopatliklarin artmasina sebep belki ama ben asil sunu merak ediyorum. Neden haddini bilmez erkegin biri, kadinin nerede, ne zaman neselenip, kahkaha atacagini bile belirlemekte kendinde soz hakki buldugunda, “adam hakli” diyen kadinlar cikiyor? Kadini erkekten daha az degerli goren bir kadin nufusumuz mu var? Bu kadin nufusunun yetistirdigi erkekler tarafindan oldurulmuyor mu kadinlarimiz? Erkekler cok agir bastigi icin mi, kadinlar hep hafifletici sebep kurbani oluyor?

Bu yazimda erkeklere degil, Turk toplumunun annelerine sesleniyorum.

Peygamberimiz, bir seyin dogru mu yanlis mi olduguna karar veremiyorsaniz, vicdaniniza sorun, vicdaninizi rahatsiz eden seyden cekinin, demis. Siz de cocuklarinizi egitirken, kulturel onyargilarinizi bir tarafa birakip, vicdaninizla karar verin.

-Erkek cocuklarinizin ahlakinin da en az kiz cocuklarinizinki kadar onemli oldugunu unutmayin.

-Kizlarinizin namusunu koruyalim derken, erkek cocuklarinizi gozu donmus katiller olmaya tesvik etmeyin.

-Cocuklarinizi, mini etek giymenin, bir kiza tecavuz etmekten daha buyuk bir ahlaki yoksunluk olduguna sartlandirarak buyutmeyin.

-Kiz cocuklarinizi, erkek cocuklariniza verdiginiz haklardan mahrum ederek, onlari acizlestirmeyin, asagilik kompleksiyle yetistirmeyin.

-Cocuklariniza kadina saygi duymayi ogretin. Sirf fiziksel ustunlukleri var diye, kadinlara karsi guc gosterisinde bulunmanin ne kadar acizce ve hatta hayvanca oldugunu ogretin.

Ogretin ki, bir gun bu cocuklar onemli karar noktalarina geldiklerinde, gercek namus ve ahlak sahibi, vicdan ve merhamet sahibi bir “insan” gibi adilce kararlar verebilsinler. Cunku, ortada bir vicdan yoksa, o zaman ancak hak ve adalet yerini buldugunda ahlaki nizam kurulabilir.

Yanibasinizdaki sosyopat adli kitapta yazar, madem vicdan sahibi olmanin bu kadar dezavantaji var, secim hakkiniz olsa siz neyi tercih ederdiniz, diye soruyor? Vicdansizligi mi? Yoksa butun dezavantajlarina ragmen vicdan ve merhamet sahibi olmayi mi? Insan olmayi mi?

Bu yazimi bu kadar karamsar bitirmek istemiyorum. Cunku biliyorum ki, guzel ulkemde, butun dezavantajlarina ragmen insan olmayi tercih edecek olanlarin sayisi, bu hayvanlarin sayisindan cok daha fazla. Bu yuzden, hepinizi bu imza kampanyasina destek olmaya cagiriyorum. Bu noktada elimden daha fazlasi gelmiyor.

Categories
English Turkce

Turkish Cartoons of the Day

This is one of my favorite cartoons by the Turkish cartoonist Selcuk Erdem. I saw it again the other day and it made me think about how most of us don’t have the ability to see the reality around us because of our subjectivity. Because our “horn” gets in the way… Our feelings, our prejudices, our habits, our baseline perceptions… We never realize it’s our “horn” in the middle of the picture which blurs our vision and blocks our perception. Sometimes, you need to move out of your country, your culture or your comfort zone and be in a completely different place to be able to see clearly…

I put together a few more of my favorite cartoons for today! Enjoy!

Selfishness:


“It was blocking my view so I had it cut.”

Ego Crush:

Monday Syndrome:

“I don’t know why but I hate Mondays.”

Opportunists:

“Our condolences! We heard about your loss. We are very sorry.”
“Screw you!”

Delusionals:

“OMG! I’m flying!”

Communication:

“Are you not gonna go cock-a’doodle-doo?”
“I’ll text.”

Killing Love:

“Let her go! If she comes back, she’s yours.”

 

Categories
Turkce

Zamanda Yolculuk

Bu aralar yeni bir diziye feci sekilde sarmis durumdayim. Dizinin adi: “Continuum”. Kanada yapimi. Su Kanadalilarin hastasiyim arkadas. Buraya sadece 4 saat uzaktalar ama Amerika’lilara hic benzemiyorlar. Zaten Fahrenheit yerine santigrat, mil yerine km kullandiklarini gordugum an, size hemso diyebilir miyim kivaminda bir kan uyusmasi oldu. Aksanlari da farkli bu sevimli insanlarin. Simdi her gordugum “about”u “ebeut” diye telaffuz edene hemsom diye sarilasim var. Fakat, onlari Amerika’lilardan farkli yapan asil sey; sosyal aktivistlikleri, global meselelere, cevreye olan duyarliliklari ve Amerikan halkina bin basar duzeydeki bilinc ve anlayis seviyesi… Uyumuyorlar yani… Bu duyarlilik dizide de kendini gostermis. Sci-fi, polisiye karisimi bir dizi… Bir nevi Kanadali Kurtlar Vadisi… 2077 yilini anlatiyor. Buyuk sirketler o kadar guclu ve yetkili hale gelmis ki, birleserek olusturduklari kongreyle bir diktatorluk kurmuslar. Devlet/hukumet kavrami yok, demokrasi elden gitmis, telefon sirketi bile hukumetin bir parcasi… Gizlilik kalmamis. Insanlar sirketlere olan borclarini odeyebilmek icin onlara olesiye calismaya mahkum hale gelmis, vs. Bunlara direnen bir grup zamanla direniste suclu-masum demeden siddete basvurmaya basladigi icin teror orgutune donusmus. Ilk bolumde, ordu bunlarin basindaki grubu ele gecirip idam edecegi sirada, bunlar bir yolunu bulup zamanda yolculuk  yapiyorlar. Fakat 10 yil oncesine donmeyi planlarken, done done 2012’ye donuyorlar ve olaylar gayet ilginc bir hal aliyor. Diziyi daha yeni kesfettim. Docentlik basvurumlarima ramak kalmis su kritik zamanda kesfetmeyeydim eyiydi ama bende bu “procrastination” varken, basvurularimin son tarihinden once ikinci sezonu yakalarim diye tahmin ediyorum.

Fakat bugun diziyi izlerken, adamlarin 2012’ye geri gittiklerinde yasadiklari saskinlikta kendimi buldum. Her Turkiye’ye gidisimde su zamanda yolculuk olayini bizzat yasiyorum. Hele Elazig’a gideyim, 60 sene geriye gitmis kadar oluyorum. Yahu arkadas, bir millet bu kadar mi degismez. Ya da Elazig degisiyor da, degisenler Elazig’i terkedince, 80 sene oncesinden goc mu aliyoruz anlamadim ki. Elazig’da Elazigli kalmamis, fakat kafa yapisi olarak goclerle gelen bir devr-i daim var, ne yapip edip 80 sene onceki “kaliteyi” tutturuyoruz.

Kafa degismiyor dediysem, yanlis anlasilmasin. Elazig’in asil yerlilerine ait o muhtesem kafa degismesin zaten. Ben de onu dunyalara degismem. Ayrica kafadan kastim, geri kalmislik da degil. Zaten internetin son hizi Elazig’da… Evlerin en son modeli Elazig’da… Luksun bini bir para… Fakat mentalitesi degismeyen bir grup yurdum insani beni her gittigimde dumura ugratiyor. Mentaliteden kastim su. Mesela, evin dogal gazini doseyen sebeke, radyatorlerden birinin giris-cikisini yanlis verdigi icin ev sahibi arayip, “oturma odasinin radyatoru isitmiyor” diye sikayet ettiginde, cozum uretmede sinir tanimayan dogal gaz dosemecisi: “Abla, simdi parkeler falan sokulecek, uzun is, siz bence oturma odasini degistirin!” seklinde “Turkish pratik” tabir edilen bir cozum onerebiliyor mesela. Turkiye’dekilere normal gelebilir bu muhabbet ama zamanda yolculuk yapan biri icin akillara ziyan…

Aslinda bu mentalitenin Elazig’la bir alakasi yok. Istanbul’da da durum ayni. Bir bolgeye yeni kaldirim doseniyor. Ortada bir plan, proje, olcu, cizim yok. Kaldirimin nereye, kac metre genisliginde, kac cm yukseklikte dosenecegi tamamen kaldirim iscilerinin insiyatifinde… “Elinizde bir cizim var mi?” diye soran arkadasima da iscilerden biri “yaw abe, sen de coh utopik dusunuyorsun” demis. Gel de atma kendini kaldirimlardan…

Iste bu yuzden Avrupa’ya, Amerika’ya gidince “cok duzenli” diyoruz.  Adamlar bizim gibi “pratik” cozumler uretip, gunu kurtarma derdinde degil. Beyinleri planli, duzgun is yapmaya programlanmis. Kendimi de haric tutmuyorum ama millet olarak bizim kafalarda bambaska bir isletim sistemi hakim. Dilimize bile yansimis. Mesela  “derme-catma” , “uydur-kaydir” gibi kelimeler Ingilizce’de yok. Bir tek bizde var. Niye? Kultur diyiceeeem, ama Mimar Sinan gibi adamlar nasil yetismis zamaninda onu cozemiyorum. Bizim donanimdaki ariza hangi zaman diliminde basladi, ortacagi kapatip, yeni caga atlarken beyin hucrelerimizde bir travma mi yasadik, ciddi anlamda merak ediyorum.

Fakat, surekli sikayet ediyorum gibi gorunse de, su Elazig’in bende bagimlilik yapan bir yani var. Her Turkiye ziyaretimde bir kac gunlugune gidiyorum ama gidince de ickiye lanet okuyup kadehi birakamayan bir alkolik misali baglaniyor, Istanbul’a donmek istemiyorum. Yillardir Istanbul’da yasayan Elazig’li bir arkadasim; “Sen niye her geldiginde Elazig diye tutturuyorsun? Ne var Elazig’da? Ben burda yasamama ragmen gidince adapte olamiyorum, sen taa Amerika’dan gelip, nasil adapte oluyorsun oraya” diye sordu. Cevap veremedim. Beni Elazig’a ceken, baglayan bilemedigim bir guc var iste.

Bugun yukarida bahsettigim diziyi izlerken, 2012’ye geri donenlerden biri “ben burdaki yemekleri cok sevdim, 2077’ye geri donmek istemiyorum” diyince, anladim nedenini. Yok arkadas, Elazig yemeklerinin dunya uzerinde rakibi yok. Ankara Ticaret Odasi ve Ankara Patent Bürosu’nun Türkiye’nin lezzet haritasi çalismasina göre Türkiye’de cesit bakimindan Gaziantep’ten sonra en zengin mutfaga sahip ilmis, Elazig.

Elaz??, yemekte Türkiye 2.si

Kalbime giden yol ile midem arasinda bir cok paralel hat doseli olsa da, o kadar da midesine duskun biri degilim tabii! (Saniyorum!) Elazig’a beni baglayan tek sey yemekleri degil yani… Bu sehrin bana kendimi guvende hissettiren sicak ruhunun, dostluklarinin, sanatin ve sanatcinin dostu insanlarinin da hastasiyim. Ne kadar goc alirsa alsin, yolda bir amca gordugumde gercek bir Elazig’li olup olmadigini bir bakista anliyorum. Tertemiz kiyafeti, sair ruhu, guzel sesi ve espri kabiliyeti hemen ele veriyor. Bir de sempatik sivesi tabii… Minibuste 50 TL uzatip, “bir kisi alir misiniz” diyen yolcuya, “e, cek yazadin??” diyen sofor gibi…

Fakat asagidaki videodaki sapkaci amcalarimin dedigi gibi “Italyan kuslari gibi nesli tukeniyor” Elazig’daki Elaziglilarin… Neyseki zamanda yolculuk var!

http://www.youtube.com/watch?v=Ktak-YrkQzQ

Categories
English

Before And After

Being a huge HGTV and DIY fan, I’ve always wanted to get those before and after pictures of my little design projects around the house and be proud of my accomplishments.

Finally, it’s time!

But first, I want to tell you the story of my house-hunting process, which ended when I found this home sweet home:

I had all these dreams about growing fruits and vegetables in my garden, so I was only looking for houses with a yard. But, considering all the facts and costs, I had a drastic change of mind and bought a condominium instead. The bad thing about condos is that you don’t have a yard and you can’t plant things in the ground. You can also not ride horses in your back-yard which is such a deal-breaker!!! But the good thing is; you don’t have a stand-alone house so your gas and electric bills are cheaper thanks to your neighbors and if you travel a lot like me, you don’t have to worry about mowing the lawn or shoveling snow!

As an ordinary Turk, I love to have big windows and lots and lots of light inside. My search was quite frustrating at first since it was so hard to find such houses. I really don’t know how people live in dark places. I would probably become suicidal in Ohio’s gloomy weather. But, people must love dark around here.

I searched for months to find something I actually liked. I was just as picky with houses as I am with….. well…. everything else!! Eventually, I had a love-at-first-sight with a little 2-bedroom condo I found. I decided to buy it the same day. When you have love-at-first-sight with a place, you can’t go wrong. When you don’t, decision-making becomes too complicated. And if it does become complicated, it’s a sign you’ll probably regret later. So, don’t even start thinking about it!

Hmm… Got a little lost in there. But, I’m still talking about homes, not men! Though, that’s what I think about both…

Now, I present to you the “before and after” pictures of my place. Most of the following BEFORE pics are from the previous owner of the house. It still looked cute but AFTERs are after my touches! Yeah, I am a little boring it seems.

Living Room

BEFORE:

AFTER:

BEFORE:

AFTER:

BEFORE:

AFTER:

BEFORE:

AFTER:

When it comes to furniture, most people like ‘traditional’ around here and it’s hard to find multi-functional, modern furniture stores that are affordable in my area. I found these in a Turkish furniture store in New Jersey. You can check it out at istikbalfurniture.com. All my couches become beds or have storage underneath or they have some other useful function. The top parts also move up at different angles if you are tall and need to rest your head on it. I love them. The table set is from Ikea. People generally think Ikea furniture is not sturdy, but they really don’t break if you’re a tiny eco-size like me! 🙂

Kitchen

BEFORE:

AFTER:

Bedroom 1

BEFORE:

AFTER:

I turned this room into an office and I still need a lot of changes in it. It’s the one I neglect the most.

Bedroom 2

BEFORE:

AFTER:

And now, it’s time to show you my favorite place. My basement!

But before the pics, I must tell you something. When I first came to the US about 11 years ago, some of the first things I bought was plates, forks, cups and… a TV. In Turkey, a TV was considered a necessity. It still is… Nobody ever turns it off. During my visits to Turkey, which I usually do after being away from my family for at least a year and missing them greatly, even I get no attention during prime time when a favorite TV series of my family is on. Gotta admit Turkish TV shows are deadly addictive but in my new home, I decided not to have a TV. I love it. It saves me so much time and space…

But, as much as I don’t like watching TV, I love watching movies. And a few Turkish shows I have to confess… So I turned my basement into a little home-theater with the help of my good friends and with minimal budget. Got a HD 1080p projector, a Wi-Fi Built In Blu-ray player, a receiver, surround sound and there you go… Here are the pics:

Basement

BEFORE:

AFTER:

I was told that I should give credit to my LA-Z-Boy’s… Yes, I do love my boys! But, I think this is where they belong. In front of the screen, to recline and relax… They look too big and ugly in a living room.

BEFORE:

AFTER:

And this is the stairs down to the basement:

Like I said, I’ve always wanted to do this BEFORE and AFTER thing! So, one more thing of off my list of things to do before I turn 30-something!?! 🙂