Categories
Turkce

Atlar, Trailer’lar ve Amerika’da Meslek Secimi

Bugun Sali… Yani, at binme gunum… Bir saat at kosturduktan sonra eve gelirken, Turkiye’ye donersem at isini ne yaparim diye dusundum uzun uzun… Maalesef Turkiye’de binicilik sadece bir kac buyuk sehirle kisitli bir luks…

At tutkum aslinda cok kucuk yasta baslamisti. Ama hipodromu olan bir sehirde yasamama ragmen, binicilik dersi alabilecek bir yer bulma ihtimali bile yoktu o zamanlar… Taa 7 yasimda babami at almaya ikna edecegini dusunerek yazdigim sevimli siirim, yillarca erkek kardesimin santaj malzemesi oldu. Ilk kitasi soyleydi:

“Ben ati cok severim.
Babamdan at isterim.
Babam at da alirsa
Sevincten bayilirim.”

Evet, biliyorum, santaj yapilacak kadar varmis. Ama bu siiri yazdigimda daha yasitlarimin okuma yazmayi yeni yeni soktugunu hatirlatmak isterim. Neyse, esas soylemek istedigim su… Taa 7 yasinda bu kadar at tutkusu olan, cocuklugu boyunca her gece ruyasinda at kosturdugunu goren biri olarak, ata binmek ve binicilik dersleri alabilmek icin 26 yasina kadar beklemem gerekti. Cunku ancak o zaman ve ancak Amerika’da ata binmeyi ogrenebilecegim bir yer bulabildim. Hem de nerede? Yuksek lisans yaptigim universitede ogrenci olan bir kizin kendi basina kurdugu at ciftliginde…

Amerika’yi ve Amerika’lilari surekli kucumseme hastaligi var bizim ulkemizde ama adamlarin muhtesem oldugu konulari inkar etmemek gerek… Turkiye’de bir universite ogrencisinin kendi at ciftligini kurdugu duyulmus sey mi? Ustelik kiz basina… Ama benim at hocam yapti. Ismi Grace… 8 yasindan beri ata biniyormus. Onceleri baska bir ciftlikte ders veriyordu. O zaman da ogrencisiydim. Sonra yasadigi trailer’in etrafina kendi harasini kurdu.

Trailer nedir bilmeyenler icin soyleyeyim; altinda tekerlekleri olan, bir tirin arkasina atip bir yerden bir yere tasinabilen portatif ev… Genelde trailer park denilen arazilere demir atip, arazi icin aylik kira veriyorsunuz.

 

Trailer ev...

Ben de bir kac yil yasadim trailer’da ve dogrusu Amerika’da ogrenci olarak yasadigim en guzel evdi diyebilirim. Mustakildi… Yan taraf tamamen ormandi. 3 odasi, 2 banyosu vardi. Isitma, klima, buzdolabi, camasir, bulasik makinasi, ne desen var… Arazi kirasi da $180 gibi cuzzi bir rakamdi. Daha ucuz araziler de vardi, ayligi $120 vs… Portatif dediysem, oyle zirt pirt yeri degismiyor… Yani, “bugun de cok sicak oldu, evi soyle golge bi yere cekelim” diyemiyorsunuz. Belli bir yere demir atinca orada uzun sure kaliniyor genelde. Ama baska bir sehire tasinmak gerektigi zaman tir ayarlayip, eviniz sirtinizda sehirden sehire goturulebilitesi var… Kocaman bir evdi benim trailer. Bazen 20 kisiden fazla insani sigdirdigim oldu… Ayrica her gun ayri bir heyecandi… Mesela, sabah uyandigimda pencereden disari bakarken, karsi komsunun evinin yerinde yeller estigini gorup, “oha, nerdeyim ben” seklinde panikledigim olmadi degil… Tam tersi de oluyordu tabii… Bir gun once cocuklarin top oynadigi bos cimenligin ortasina, ertesi gun bi bakiyorsunuz yeni bir ev konmus.

Eski trailer evim (solda)

Her neyse konumuz Grace’in trailer’i… Grace trailer parkta, uzerinde trailer olmayan bos arazilerin dort bes tanesini kiraladi. Bir kismini citle cevirip hayvanlara otlamalari icin yer yapti. Bir bolumunu de ders vermek icin ring. Bir de tahtadan bir ahir diktirdi, trailer’inin bahcesine… Hop, oldu sana binicilik tesisi… (Iste, altta Grace bana ders verirken…)
Hem kendi atlarina, hem de ciftligi olmayan insanlarin atlarina aylik bir ucret karsiligi bakarak para kazaniyordu. Saati $25-$35 arasi degisen derslerden de tabii. Okul masraflari cikti iste… Sonra veterinerlik bolumunde doktorasini bitirdi. At bilimleri uzerine… Iste Amerika’lilar bu yuzden yaptiklari islerde basarili oluyor. Kiz, en buyuk zevkini meslek olarak secmis. Simdi kim ondan daha basarili olabilir ki bu alanda?

Peki ben n’aptim? Gece gunduz stres, calis, didin, muhendislik oku, master, doktora… Simdi, saatine $25 verip, binicilik dersleri alabiliyorum ancak… O da research paper’imla ugrasma stresinden basimi kaldirinca… Oysa, taa 7 yasimda baslayabilseydim ata binmeye, bir Grace de ben olabilirdim. Ya da baska bir deyisle, “sevincten bayilirdim.”

Categories
Turkce

Hello World! Caya Bekleriz!

Amerika’ya ilk geldigim yillarda bu ulkeyle ilgili cok enteresan seyler vardi anlatacak. Sayfa sayfa emailler yazardim arkadaslarima… Turkiye’ye gittigim kisa ziyaretlerde anlata anlata bitiremezdim. Aradan 10 yil gecti. Simdi insanlar bana Amerika’yi sorduklarinda “N’olsun iste ayni Amerika!” diyorum icimden… Burda hayat aslinda cok monoton. Insanlar isinde gucunde… Sokaklarda homeless’lardan baska dolasan yok. New York ya da Los Angeles’ta yasamiyorsan, hic bir heyecani yok anlayacagin…

Ama Turkiye oyle mi? Orda her gunumuz bir heyecan… Her trafige cikisimiz roller-coaster tadinda bir adrenalin firlamasi… Her karsilastigimiz insan bir baska komedi… Gecen kis, uc yillik bir aradan sonra, vatanima nihayet kavusunca bir baktim, gorus acim tamamen degismis. Eskiden olsa hic farketmeyecegim seyleri simdi anlata anlata bitiremiyorum.

Mesela sabah, acilmadan bir saat once gittigim bankanin kapisinda beklerken, banka bekcisinin iceriden gelip, bana ince belli cam bardakta cay ikram etmesi, ustelik yanina bir de seker koymayi ihmal etmemis olmasi inanilmaz geliyor bana… Ya da sokaktan gecen yol tarifi sordugum insanlarin, metro biletimi odemesi ve parasini almamasi… Veya hic tanimadigim birilerinin cok agir olan cantami duraga kadar tasimayi teklif etmesi, hatta bu konuda israr etmesi Amerika’da anlatacak en buyuk macera bana… Ya da alisverise gittigim dukkan sahibinin bana cay ismarlamasi… Ama isin enteresan olan kismi sadece bu degil… Esas beni dumura ugratan, ayni adamla trafikte karsilas…  Arkadaki arabadan sana kirk tane kufuru bir saniyede sayabilitesi var… Dunya uzerinde Turk insanindan daha acayip bi insan yok serefsizim… Yani eskiden olsa boyle diyenlere irkci derdim ama yok arkadas… Benimki irkcilik degil, empirik verilerden cikan sonuc…

Ha bir de Amerika’daki Turk insani var ki onlar da bambaska bir dunya. Her birimiz birbirimizden egzantrik varliklariz cumleten…

Bu yuzden, Turk insanindan aldigim ilhamla yillardir bir kisa film cekme hayaliyle yasiyorum. Adi “Turksun di mi?”

Maalesef burada ikiden fazla Turku bir arada bulmak zor oldugundan hayalimi henuz gerceklestiremedim. Iste bu sebepten, gerceklestiremedigim butun hayallerimi en azindan yaziya dokmek adina blog isine girmeye karar verdim. Bi blogum eksikti, o da oldu… Ama bildiginiz bloglardan degil benimki. Ismiyle musemma… TurkishT.com… 🙂 Burdaki “T” sadece adimi ya da soyadimi degil, her Turkun vazgecilmez dostu Turkish Tea’yi temsil ediyor. Yani “TorkishTe” diye yaziliyor, “TorkishTi” diye okunuyor…

Bir bakima bana caya gelmissiniz gibi dusunun. Ben agzima geleni yazicam, siz de yapacak daha faydali bi isiniz yoksa, oturur okursunuz. Arada bi de yorumlarla muhabbete katilirsaniz, oooh, kebap… Amerika’da Turk muhabbetli cay saati… Tadindan yenmez.

Neyse, bu seferlik bu bir “hosgeldiniz” yazisi olsun. Ileriki yazilarimda “Turksun di mi” fenomenine aciklik getirecegim.

 

Sevgilerimle,

Turkish T