Categories
Turkce

Amerika’ya Gelecek Turk Gencligine Trafik Oryantasyonu

Amerika’ya Gelecek Turkler icin yaptigim oryantasyon cok ragbet gordu. Demek ki ciddi bir ihtiyaca cevap vermisim. O yazidan sonra oryantasyon bakimindan onemli bir cok konu geldi aklima… En onemlisi Amerika’da trafik kurallari…

Burada taksi, dolmus, deniz otobusu, vs olmadigi ve arabasiz ekmek almaya bile gidilemedigi icin,  onalti yasinda ehliyet almak mumkun. Bizdeki gibi ehliyet kursu gerekmiyor. Once bir kitapcik veriyorlar, calisip sinava giriyorsun. Gecince direksiyon sinavi ve voila… ehliyet hazir! Turkiye’de ucuk meblaglar gerekiyormus ehliyet almak icin… Benimki $40’a mal olmustu. Alabama’dan Ohio’ya tasindigimda da, ehliyetimi Ohio eyaletine cevirebilmek icin tekrar yazili sinava girmek zorunda kaldim. Cunku kurallarda eyaletten eyalete farkliliklar olabiliyor. Ama genel olarak, Turkiye’den cok farkli kurallar var. Daha dogrusu kurallar ayni da, burda uymak mecburi…

Mesela, burada Turkiye’dekinin aksine, “stop sign” denilen dur isaretlerinde durmak gerekiyor. Araba tamamen durmadan gecerse, aninda $100’a yakin cezasi var. Bizde degil “stop sign”da, kirmizi isikta bile durmak gerekmiyor… Dursak bile, arkadan gelen ve binbir turlu anlam iceren korna seslerinin ayyuka cikmasiyla daha yesil isik tam yanmadan gaza basip, ilerliyoruz. Burada hic hos karsilanmayan seylerden biri de kornaya basmak… Ozellikle guneydeki sehirlerde korna sesi duyarsaniz, mutlaka bakin. Kesin bir Turk arkadasiniz sizi gormus, selam veriyordur. Baska kimse kolay kolay kornaya basmaz. Alabama’da yasayan cok pratik bir Turk ablamiz, kirmizi isikta cocugunun altini degistirmis. Tabii yesil isigi kacirmis, kirmizi isik iki kere yanmis ama arkada biriken arabalarin bir tanesi kornaya basmamis. Sabir kupu bu guneyliler… Ablam ayni seyi Turkiye’de yapsa, o bebek oksuz buyuyecekti kesin…

Bir de Amerika’da emniyet kemeri diye bir konsept var. Turkiye’de ise onun yerine soyle bir deha urunu kullaniliyor. Zaten ancak bir Turk, emniyet kemeri icin sinyal susturucu icat edebilir. Amerika’nin bir cok eyaletinde, on koltugu gectim, arka koltukla bile emniyet kemeri takma zorunlulugu var. Bende arkada otururken bile aliskanlik oldu. Uzun bir aradan sonra Turkiye’ye gittigimde, arka koltukta otururken, o aliskanlikla, kemerimi takmisim. Sonra farkedip, arabayi kullanan arkadasima, “arka koltukta kemer takma zorunlulugu yoktu, di mi?” dedim. Arkadasim “yo yo, on koltukta da yok,” dedi. Araba almaya giden bir arkadasima, galeri sahibi “sinyal susturucuya gerek yok, emniyet kemerini koltugun arkasindan gecirip, surekli takili birakabilirsiniz” diye akil bile vermis. Misir’da da taksi soforleri, uzerinde capraz emniyet kemeri resmi olan t-shirt’ler giyiyorlarmis, polisi yaniltmak icin… Eski Turk topragi ne de olsa… Mentalite bakimindan onlara da bi katkimiz olmus demek!?!

Dikkat etmeniz gereken bir husus da Amerika’da hiz siniri… Yollar genelde bombos oldugu icin seytan kanina giriyor insanin… Benim en sonki cezam bir geldi, $250. Evlat acisi gibi oturdu. Ustelik bir de ekstra $50 verip, butun bir Cumartesimi sabahtan aksama kadar suren bir trafik dersine (Defensive Driving Course) ayirmak zorunda kaldim. Bu ilk Defensive Driving kursum da degil. Deste deste sertifikam oldu bu kurslardan… Bunlar yetmezmis gibi, yillik $600 olan kasko ucretim de, $1000’e cikti. Bazi eyaletlerde hiz sinirinin 20 mil ustune ciktiginizda direk hapis cezasi bile var. Bir arkadasim Georgia eyaletinde yapmis bunu; karakola goturup, “mug shot”larini (su filmlerdeki, polis dosyasi icin cekilen ‘sabikali’ resimlerinden) bile cekmisler… Yuklu bir ceza odemek zorunda kalmis. O yuzden, yasadiginiz eyaletin kurallarini iyi ogrenin. En ufak bir dalginlik, kodesi boylamaniza sebep olabilir.

Trafik bakimindan Turkiye’ye dair en cok ozledigim seylerden biri park yeri ozgurlugu… Turkiye’de herkes, buldugu her bosluga araba park edebiliyor. Yolun ortasina, kaldirimin ustune, cimenlige, iki serit arasindaki taslara… Artik yaraticiliginiza kalmis. Burada ise, beyaz cizgilerle park yeri olarak belirlenmemis hic bir bosluga araba park edemiyorsunuz. Yol kenarlarina park etmek bazen mumkun ama ben onun icin bile ceza yedim. Arabami yolun sag kenarina degil de sol kenarina park ettigim icin, arabam trafik yonunun tersine duruyor diye $10 ceza kesmis, insafsiz Amerikan polisi. Ustelik cezayi 24 saat icinde odemek gerektigini farketmedigim icin de $20 odedim, o da tuz biber oldu. Hele handicapped (ozurlu) park yerlerine bir dakikaligina bile parketmeyi denemeyin, cezasi minimum $150’dan basliyor.

Ha bir de benim ezeli dusmanim “Tow Away Zone”lar var. Su Amerika’da ne cektiysem, bu “Tow Away Zone”lardan cektim. Bunlar arabanizi, park izniniz olmadan park etmenizin yasak oldugu yerler ve izinsiz parkettiginizde, yarim saat icinde arabanizin yerinde yeller esiyor olabilir. Bir cok arkadasimin oturdugu siteler de “Tow Away Zone”… Sadece sitede oturanlarin park izni var. Soyle gonul rahatligiyla arkadas ziyaretine bile gitmek mumkun degil. Adamlar, bir Turk icin misafir ne demektir bilmiyor tabii… Bir gun boyle sitelerden birinde oturan bir arkadasima ugradim. Butun aksam diken ustunde oturdum. Bes dakikada bir paranoyakca pencereden arabami kontrol edip durdum. Ama yine de iki arada bir derede, bir punduna getirip, cekmisler arabami. Sonra, $80 odeyip, geri aldim. Sitede oturan arkadaslar artik evlerine gelen misafirlere, arabalarina yapistirmalari icin sahte park izni bastirmaya basladilar. Turk misafirperverligi nereeee, misafirlige gittigin siteye araba park edememek nere? Iste Amerika ile aramizdaki fark…

Bu aralar bir Amerikalinin Turkiye izlenimlerini anlatan bir kitap okuyorum. Kadin Turklerin araba kullanmasi hakkinda aynen soyle diyor: “Turks are wonderful drivers. If they weren’t, they would all be dead.” (“Turkler harika suruculer. Oyle olmasaydi, hepsi olurdu.”) Kadin Turklerin, tepelerde, virajlarda, insanin tuylerini diken diken eden riskler aldiklarini soylemis. Biz Turkler kelle koltukta yasamaya alisik oldugumuz icin, nerde risk, orda biz… Burada tam tersine… Mesela, yandan bir insan, bir bisiklet vs geciyorsa, arabalar neredeyse 10 metre uzaga gidiyor. Isiklarda durdugunuzda ondeki arabayla aranizda en az bir arabalik mesafe kaliyor. Bizdeki gibi tampon-tampona giden yok. Amerikalilarda risk almak diye bir kavram yok cunku… Burada risk yaratabilecek her durum, farkedildigi anda yasaklaniyor. Mesela kimya laboratuarinda birinin koluna zararli bir kimyasal mi sicradi, hemen labaratuarda uzun kollu onluksuz gezmek yasaklaniyor. Bizde millet sapir sapir oluyor, yine kurallarin bir islevselligi yok. Kurallara uyanlar da aykiri insan muamelesi goruyor ustelik. Anadolu Lisesi’nden cok sevdigim matematik hocam Mustafa Kaya’nin dedigi gibi: “Kurallara uyulmayan bir ulkede, kurallara uymak da bir kuralsizliktir.”

Yaya seridi olayi da Turklerin ozellikle uyarilmasi gereken bir konu… Burada, yaya seridinde karsidan karsiya gecen varsa, arabalar durmak ve yol vermek zorunda… Yayalara yesil isik yandigi zamanlari demiyorum. Normal isiksiz yaya gecidi olan yolda da, yaya kendini yola istedigi zaman atabiliyor ve arabalar durmak zorunda. Turkiye’de yoldan insan gecmis, gecmemis, soforleri zerre kadar etkilemiyor. Cocuklugumda “once sola, sonra saga, sonra tekrar sola” muhabbeti vardi. Bugunun Turk cocuklarina, “saga sola iyi bakin ama siz yine de son dualarinizi okuyun, olumlu dunya…” diye ogretilse daha yerinde olur. Tabii Turk insani, damarlarindaki asil kanda mevcut olan “oldurmeyen Allah oldurmez” seklindeki risk alma icgudusuyle, bir sekilde olmeden karsidan karsiya gecmeyi basariyor. Turkiye’ye her geldigimde beni hayrete dusuren sey de iste bu: o cilgin trafikte, her gun arabalarin, taksilerin, otobuslerin, o kadar ani sollama, ani serit degistirme, arada bir milim kalacak kadar carpma noktasina gelmesine ragmen, insanlarin aksam eve tek parca halinde donebilme orani… Mantikli hic bir aciklamasi yok! Oldurmeyen Allah oldurmuyor, gercekten!

Benim cok sikayetci oldugum bir konu da Amerika’daki arabalarin ebatlari… Zaten park yeri sikintimiz var, bir de o kocaman kamyonlari, panelvanlari iki park yeri isgal edecek sekilde parketmiyorlar mi? Hadi dunyanin butun petrol kaynaklarini tuketen ebatta bir araba aldin, bari park yerimizi tuketme. Yazi birakiyorum bunlarin camina artik… “Learn how to park!” diye… Gerci bu aralar, trafikteki agresifligim vahim sonuclar dogurmaya basladi. Gecenlerde, onumde tin tin giden arabaya, cik onumden hareketi yapacaktim ki, bizim bolum baskani oldugunu farkettim. Icimdeki genetik trafik canavari bazen devreye giriyor iste. Hayatta kufur sevmeyen bir insan olarak, trafikte kornayla agzimi (!) bozdugum bile oluyor. Aslinda biz Turkler icin “Mulayim Suruculuk Kursu” diye bir kursa cok ihtiyac var.

Burada dikkat etmeniz gereken bir konu da, yoldan ambulans, polis arabasi ve okul otobusleri gectiginde nasil davranmaniz gerektigi… Bu kis Turkiye’de Bagdat Caddesi’nde yururken, trafikte bir ambulans umitsiz bir sekilde sinyalini otturuyordu ama o trafikte yol vermek mumkun degil. Yol o kadar dolu ki, saga gecip durmak icin bir ekstra serit de yok. Icinde gercekten hasta varsa, kurtulmasi imkansiz diye dusunurken, bir de yolun sagindaki arabalardan biri direksiyonu ambulansin onune kirip, yolunu kesti. Amerika’da bu, affedilir bir hareket degil. Cezasi da cok yuksek. Zaten ambulansin icindeki bu yuzden olse, tazminat davasi sonunuz olur. Bu durumlarda arabayi saga cekip, tamamen durup, gecmelerini beklemeniz gerekiyor. Okul otobusleri cocuk indirip, bindirirken de ayni sekilde, saga cekip, cocuklar evlerine girinceye kadar beklemeniz gerekiyor. Zaten otobuslerin uzerinde bir dur isareti ile kirmizi isik var. Onu actiklari anda, size kirmizi isik yanmis kabul ediliyor.

Amerika’da trafik cezasi yiyenlere de bir tavsiyede bulunayim. Eger cezayi haketmediginizi dusunuyorsaniz, odemeden once cezayi reddetme hakkiniz var. Bunu nasil yapacaginiz ceza fisinin arkasinda yaziyor genelde. Bu durumda mahkemeye cikiyorsunuz. Eger isbat edebileceginizi, polisin isbat edemeyecegini ya da bir sekilde atlatabileceginizi dusunuyorsaniz, denemeye deger. Size cezayi kesen polis de mahkemeye geliyor bu durumda. Gelmezse, direk hakli bulunuyorsunuz. Gelir de tam olarak isbat edemezse, yine haklisiniz. Fakat, sizi radarda yakalamissa ve saat bilgisi kesinse ya da arabanizin plakayla beraber kameradan cekilmis cam gibi bir resmi varsa, pasa pasa odeyin… Yoksa cezaniz daha da artabilir.

Bir de burada polislerin her ay belli sayida ceza kesmesi gerekiyor. Dolayisiyla ayin sonuna dogru, ceza kotasini dolduramamis polisler, en ufak bir hatanizi yakalamak icin pusuda bekliyor. O donemlerde ekstra dikkatli olmakta fayda var.

Ha, bu arada polise rusvet teklif etmeye kalkmayin dememe gerek var mi bilmiyorum ama burda polis rusvet yemiyor. Amerika’yi yonetenler, buyuk sirketler ve bankalar ne kadar yozlasmissa, normal halk da o kadar durust… (Genelde…)

Neyse, trafik oryantasyonum simdilik bu kadar. Aklima gelen bir seyler olursa eklerim. Ama kiymetimi bilin! Ben Amerika’ya gelmeden once, bi Allahin kulu cikip da boyle bir oryantasyon hazirlasaydi, en az $3000 kardaydim simdi…

Categories
Turkce

Amerika’nin Guneyi, Turkiye’nin Dogusu, Elazig’in Kadinlari

Kutsal topraklardayim, Elaziz’deyim! Christmas tatili dolayisiyla geldim. Geldigimden beri evden disari cikmadigim halde yazi mazi yazamiyorum. Turkce yazmak zaten cok zaman aliyor. Bir de Elazig’da konsantrasyonu saglamak imkansiz. Her gun bir hareket, her gun bir atraksiyon var. Sikayetci degilim tabii ki… Ama oyle oturup yazi yazmaya odaklanmak mumkun degil… Dolayisiyla, bu tatilde blogumu biraz ihmal edecegim gibi gorunuyor.

Yalniz ilk bir kac gunumu Istanbul’da gecirdikten sonra Elazig’a gelince anladim ki, her seyin ozu burada… Zaten disari cikinca reklam panolarindan da anlasiliyor. Oz Salca, Oz Kebap, Oz Diyarbakirlilar, vs…

Bizim Amerika’da tek bir oz var, o da Dr. Oz…

Oz derken ciddiyim aslinda… Yiyeceklerin lezzeti ve bollugu baska hic bir yerde yok bi kere. Restaurant’a gidiyorsun, onune bir “complimentary appetizer” takimi geliyor, Istanbul’da boylesi yok. Misafir geldiginde bir posta cay-pasta ikrami var. O bitiyor, cerezler basliyor. O bitiyor, meyve servisi basliyor. Non-stop bir seyler yiyoruz. Amerika’da bir kucuk parca kaldigi icin ozel gunlere sakladigim ev yapimi orcik, burada her aksam kisi basina en az iki parca dusuyor. Her seyin tadi bambaska… Yurdum insani bambaska… Bes dakikada bir kapimiz, iki dakikada bir birinin telefonu caliyor. Her gun bir davet… Bir misafir hali… Keyfime diyecek yok yani…

Yemekten once gelen appetizer’lar…

Bir kac gun once de Amerika’dan erkek kardesim ve ailesi geldi. Havaalanina karsilamaya 4 araba gittik. Aileler, kardesimin arkadaslari, vs… Amerika’da bitisik komsularini bile iki ayda bir goren bi insan icin biraz kultur soku bunlar… Ama gayet memnunum.

Gecenlerde dusunuyordum… Bizim Turkiye’nin dogusu ile batisi, Amerika’nin guneyi ile kuzeyine cok benziyor.

Amerika’nin guneyinde de aile ve komsuluk iliskileri kuzeye gore daha samimi… Gencler kendilerinden buyuk olanlara “Sir” ya da “Ma’am” diye hitap ediyor. Insanlar daha muhafazakar… Bazen daha saf… Sehirler, kuzeyin bir cok sehrine nazaran cok daha guvenli… Her yerde adim basi kilise var. Herkes her Pazar kiliseye gidiyor. Cocugunu okula gondermeyen aileler bile var. “Homeschool” dedikleri “evde okutma” oldukca yaygin. Insanlar country music dinleyip, guney sivesi ile konusuyor.

Kuzeyde ise guney aksani ile dalga gecenler var. Sizden buyuk bir bayana “Ma’am” dediginizde guluyorlar. Kiliseye giden insan sayisi daha az… Insanlar daha liberal. Herkes guneydeki kadar birbirine guvenmiyor. Aileler guneyde oldugu kadar biraraya gelmiyor. Kuzeyde, Amerika’nin guneyinin egzotik bambaska bir alem oldugunu dusunenler bile var.

Turkiye’de de batida yasayan insanlarin cogu, Turkiye’nin dogusunu bambaska bir alem saniyor. E, biraz oyle aslinda… Turkiye’nin dogusu da batiya nazaran, bir bakima Amerika’nin guneyi gibi…

Iste bu yuzden, yillarca Izmir’de yasadiktan sonra, Amerika’ya gidince, soyle agiz tadiyla bir kultur soku yasamak mumkun olmamisti, Alabama’da… Izmir’deki gibi her kose basinda opusen insanlar bile gormeyince, “yanlislikla memlekete mi geldik, ne?” diye dusundum hatta… Ben kendimi “Evimiz Hollywood’da”, “Mel Rose” hatta “Yalan Ruzgari” tarzi bir seylere bile hazirlamisken, Alabama bildiginiz “Kucuk Ev” cikti, i.e. “The Little House on The Praire”…

Abarttigima bakmayin. Tabii ki bizim dogumuza kiyasla, Amerika’nin Hakkari’si bile; sehir sistemi, duzen, hava temizligi, yollar, kopruler, imkanlar acisindan hala bizden en az bir 40 sene ileride…  Ayrica, Sweet Home Alabama’da bile Elazig’daki samimiyeti bulamayabilirsiniz. Ama ufak benzerlikler gorunce kaninizin isinmasi kolay oluyor.

Mesela Alabama’da bir dukkana girdiginizde, sizi hic tanimasalar bile, “how are you, sweetheart?” diyorlar. Elazig’da da samimiyet “gozunun yagini yiyeyim abla” ya kadar cikiyor. Guneyde herkes “sir, ma’am”… Bizim doguda da “abi, dayi, amca, teyze”… Guneyde bir sey isteyince “help yourself, sweety” diyorlar. Bizim Elazig’da da “itin olur, abla”… Alabama’da insanlar birbirine karsi daha saygili… Doguda da hala otobuse bindiginizde erkekler kalkip bayanlara yer veriyor.

Izmir’de calistigim yillarda bir depo sorumlumuz Hakki Amca vardi. Bir gun otobuste yasli bir bayana yer vermis. Kadin, otobuste yer verilmesine cok aliskin degilmis ki; Hakki Amca’ya “beyefendi, siz tasralisiniz heralde” demis. Hakki Amcam cevap vermis: “Yoh, ben Erzincanliyim” diye… Adamcagiz: “ne bileyim” diyor, “ben sandim ki tasra da bir vilayettir.”

Iste Turkiye’nin dogusu boyle alem adamlarla dolu…

Ama ben asil su memleketin kadinlarinin hastasiyim.

Gulse Birsel, Turkiye’de bayan mizahci yok diye sikayet ediyordu. Doguya gelmemis belli ki… Burada herkes dogustan komedyen… Yoldan kimi cevirsen sana stand up yapabilitesi var. Duydugum muhabbetlerden birini aktariyorum.
Adam: “Hanim, sana da silikon taktiralim mi?”
Kadin: “Senin beynine silikon taktiralim bence.”

Gecenlerde televizyonda bir programa takildi gozum. Bizim Dr. Oz’daki gibi bir doktor tavsiyelerde bulunuyor. Doktor gayet ciddi tavsiyeler veriyor ama program “doktooor civaniiim, doktor doktor civaniim” diye bir sarkiyla acilinca, ciddiye alamiyor insan… Canli yayini arayan teyzelerin muhabbetleri de basli basina komedi… Teyzenin biri aramis… Canli yayinda konusacak ozguven de sonsuz: “Gemuglerim cok agriyor” diye bir anlatisi var. Al sana stand up’ci olacak kadin…

Hayatimda gordugum en kendine guvenli kadinlar da bizim Elazig’in teyzeleri… Hele koylerde, en cok calisan, eve ekmek getiren bile onlar oldugu icin ozguven daha bir gelismis. Buranin kadinlari erkeklerinden daha “erkek”…

Normal bir kadin kocasini “esim” ya da “kocam” diye tanitir ya… Bizim Elazig’li teyzeler “bizim herif” diyor.

Annemlerin yasli bir komsusu var, yasli esiyle yasiyor. Esi yaprak sarmasi gibi eziyetli bir yemek istemis. Teyzem “hic ugrasamam” demis. Amcanin da cani cok istiyor ki; yemin ettirmis, “yapmazsan olumu gor” diye… Teyzem, anneme bunlari anlatiyor. Amcanin “olumu gor” demesine gulmus. “Artik kendini ne gozle goruyorsa” diyor. “Olusunu gorsem n’olacak!”

Dun Elazig’li bir ninenin cok manidar bir sozunu daha duydum. Teyzeme sormuslar: “Ask nedir?” diye… Demis ki: “Oglum, siz bos gonusmayi ne gadar sevisiz!”

Iste bugune kadar duydugum en realist cevap, aska dair… Sozun bittigi an budur.

Tum Elazig’li teyzelerime sevgilerimle…

Turkish T

Categories
Turkce

Amerika’ya Gelecek Turkler Icin Oryantasyon

Amerika’li bir arkadasim kilisesinin bir programiyla Cin’e gitti. Gitmeden once bir oryantasyon programina aldilar. Cin’de nasil davranmalari gerekir, neler hos karsilanmaz, neler ayiptir, neler degildir, vs… Amerika’da her isin bir oryantasyonu var. Lonk diye atmiyorlar seni hic bir ise… Aslinda cok guzel bir adet… Ben, asistan olarak ilk defa ders vermeye baslayacagimda da “teaching orientation”a gitmem gerekmisti. Amerika’li ogrencilerle neleri konusabilirsin, neleri konusamazsin, ogrencilerle iliskilerin nasil olmali… Mesela bir hocanin kendisinden ders alan bir ogrenciyle cikmasi yasak. Bir ogrencinin sinav notunu baska bir ogrenciye gosteremezsin. Ya da 18 yasini gecmis bir ogrencinin annesi, babasi arayip notlarini sorarsa, cocuk yazili bir belgeyle buna izin vermedigi surece, anne-babasina bilgi vermen yasak. Mahkemelik olabilirsin bu yuzden… Bu Turk kafasiyla oryantasyona girmeden derse girsen, mahkemelik bir vukuat cikarman garanti…

Turkiye’den Amerika’ya gelen Turk’lerin cogu icinse boyle bir oryantasyon sistemi yok maalesef. Amerika’ya ilk gelisleri saldim cayira, mevlam kayira seklinde… Burada ne ayiptir, ne degildir, kimse bilmiyor. Bu yuzden Amerika’ya yasamaya ya da okumaya gelecek olan Turkler icin bir oryantasyon paketi hazirlamayi dusunuyorum.

Mesela Amerika’da birine “biraz kilo almissin sanki” demek, dunyanin en ayip seyi… Hic hos karsilanmiyor. Halbuki bizde “kilo almissin” ne ki…  “Duba gibi olmussun olum, bu ne hal lan” demezlerse dua et. Ama Amerikalilar hassas millet… Bir arkadasa “Yav, Josh, kellesmissin olum iyice” dedim, bi aglamadigi kaldi. Ustelik bunu Ingilizce cok daha kibarca soylemistim. Herseye bozuluyor bu Amerikan milleti… Halbuki gozunu sevdigimin Turk insani oyle mi? Turkiye’deyken bir arkadasimla kisa film cekmek icin erkek oyuncu ariyorduk. Arkadasimin kocasi “ben oynarim” dedi. Arkadasim da, ben de patavatsiz yay burcu insanlariyiz. “Filmde oynatacaz, bize yakisikli biri lazim” dedik. Cocuk bozulmayi birak, bi de “tamam, buluruz” dedi, umursamadi bile… Bir de bunu bir Amerikan erkegine soyle… 10 sene psikolojik yardim alsa, toparlayamaz bir daha… Turk erkeklerinin bir iyi yani varsa, o da budur iste… Hassasiyet sifir oldugu icin, boyle laflar viz geliyor, tiris gidiyor.

Turklerin oryente olmasi gereken baska onemli bir mevzu da, her seyin suyunu cikarmamak… Bizim oyle bir yapimiz var cunku… Mesela, Amerika’da Mc Donalds, Burger King gibi fast food zincirleri sinirsiz icecek veriyor. Diyelim hamburgerinizi yerken kolaniz bitti, Burger King’in plastik bardagi elinizde oldugu surece gidip patlayana kadar tekrar doldurabiliyorsunuz. Hatta restorandan cikarken de doldurup cikabilirsiniz. Gel gelelim, Turk insani icin bu “gel de beni istismar et” diye acik davet… Dunya tatlisi bir Turk arkadasim, Chick Fil’A’nin plastik bardagini cani gibi koruyup, her sabah ayni bardakla gidip bedava kahve doldururdu mesela… Iste benim “Turk’sun di mi” dedigim anlar bunlar…

Bir baska onemli husus; Amerika’lilarin yaninda ne okuduguna dikkat etmek. Bir keresinde, internette dolasirken, ev arkadasim “ne okuyorsun sen oyle” diye sordu. Aslinda arkadasin yuz ifadesini goz onune alarak, tam Turkce’ye “o ne la, porno sitesi falan mi” diye cevirmek daha dogru olur. Halbuki Hurriyet gazetesi okuyorum. Gel de acikla Amerika’liya, bunun gazete oldugunu… Burada gazeteler, degil bikinili kadin resmi, renkli resim bile icermiyor cogu zaman. Gerci bizimki gibi olsa kesin daha cok insan gazete okur. Ama gazeteyi haber kaynagi olarak hic kimse ciddiye almaz tabii… Amerika’da bu anlamda profesyonellik cok onemli. Bizde hersey okey. Artik Turkiye’ye geldigimde gunduz coluk cocugun televizyon izledigi saatlerde yayinlanan programlarla bile kultur soku yasiyorum. Amerika’da bu saatlerde yapilan yayinlara, Turkiye’den daha cok dikkat ediliyor sanki.  DVD’lerin uzerinde bile kac yasinda cocuklarin izleyebilecegi bir film oldugu kodlarla belirtiliyor. G, PG, PG13, R, vs. seklinde… Bizde rating yukseltecek her sey mubah… Toy Story izleyecek yastaki cocuga Kurtlar Vadisi izletiyoruz, sonra meydan birbirini vurup kirandan gecilmiyor.

Oryantasyon bakimindan baska onemli bir husus; Amerika’lilarin her lafini bir Turk gibi algilamamak. Mesela size “come over some time” (bize de gel bir ara) diyen bir Amerikaliyla karsilasinca, “ziyarete icabet etmek lazim, hoppaa, gidelim” diye atlamayin hemen. Amerikalilar bu tur seyleri sadece kibarlik olsun diye soyler, genellikle ciddi degillerdir. Ciddi olup olmadiklarini su sifrelerden anliyoruz. Mesela; “iki ay sonra ayin 25inde aksam 6’da bize gel” derse ciddi… “Come over some time” derse laf olsun, torba dolsun. Bizim gibi her gordugu sakalliya dedem diye sarilan, yeni tanistigi turisti bile eve yemege davet eden Turk insani icin anlamasi zor tabii ama bilmekte fayda var.

Hazir tarih verme isine girmisken; Amerika’lilar gercekten 2 ay sonrasina bulusma plani yapabiliyorlar. Biz birakin 2 ay sonrasini, “yarin bulusalim mi” desen, “yarin olsun bakalim, kismet” diyoruz. “Olmezsek, insallah”… E, hakliyiz da… Turkiye’de nerede ne olacagi belli olmaz. Duz yolda yururken kafana saksi dusebilir, cam silerken dorduncu kattan asagi dusebilirsin… Burada boyle heyecanli atraksiyonlar olmadigi icin, insanlar randevularini takvimine not ediyor. Ben de ilk baslarda herkese “ok” diyip, sonra hepsini unutuyordum. Artik randevu defteri tutuyorum. Aslinda bana cok ters bu defter isi… Tamam artik unutmuyorum, on kisiye ayni saatte bulusma sozu vermiyorum ama bu sefer de iptal ettiklerimi takvimden silmiyorum. Daha dun, iptal ettigim doktor randevusuna gittim. “Sizin randevuyu 25ine almistik”, dedi kadin. E, randevuyu alti ay once alinca, hatirlamiyor insan tabii.

Turklerin oryente olmasi gereken bir konu daha: Size bir sey ikram edildigi zaman, hemen atlayin. Hadi bi iki israr etmesini bekleyeyim derseniz, daha cok beklersiniz. Amerika’lilarda teklif var, israr yok. Aslinda teklif de yok cogu zaman ama israr kesin yok.

Turkiye’den okumaya gelenler icin bir onemli hususu da su ornekle anlatayim. Turkiye’de yapabildiginiz, fakat Amerika’da yapmamaniz gereken seylerin ne oldugunu bu hikayeden siz cikarin artik… Bulundugum universitede gazetecilik okuyan Jessica, gecen yil ogrenci degisimi programiyla Turkiye’ye gitti. Aslinda bizim universitenin ogrenci degisimi programinda Turkiye pek populer degil. Herkes Ingiltere’ye, Fransa’ya ya da adini Turkiye’den daha cok duydugu egzotik ulkelerden birine gitmek istiyor. Ben de bolumumuzun her yil duzenlenen “Diversity Day” organizasyonuna Jessica’yi konusmaci olarak cagirdim. Turkiye ile ilgili deneyimlerini anlatmasini istedim.

Jessica, Turkiye’yi temsil ederken…

Sagolsun, beni kirmadi, bir kac hafta once Turkiye’yi anlatan bir sunum yapti. Istanbul’da gecirdigi zaman, 16 yasindan beri ilk kez part-time calismak zorunda kalmadigi ilk alti ayiymis. Bu yuzden zamanini dolu dolu gecirmis. Ben de onu oradaki insan-canlisi hemsolarima emanet ettigim icin, Turkiye’yi daha bi yakindan tanidi. Tabii ki, ove ove bitiremedi. Ama ovgu mu, yergi mi anlayamadim; bir ara Turkiye’de herkesin ne kadar “laid back” oldugundan soz etti. Bunun Turkce’de tam karsiligi olmasa da “lakayd, rahat, sorumsuz” gibi bir anlami var. Aynen soyle anlatti Jessica: “Turkiye’de insanlar cok rahat. Hayat cok yavas ilerliyor. Cay icmeye, kahvaltiya ya da aksam yemegine gidip, saatlerce oturup muhabbet edebiliyorlar. Mesela Turkiye’deki universitede saat 1:00’de baslayacak olan ilk dersime 1’e 10 kala gittim, kimsecikler yoktu. 1:05’de bir kac kisi geldi, bes dakika durup ciktilar. Sonra bir iki kisi daha geldi. 20 dakika sonra nihayet hoca geldi. Biraz sonra bir kac kisi daha girdi sinifa…  Ders yine baslamadi. Hoca “canim cay istiyor, cay isteyen var mi… oglum git surdan 5 cay al da gel” diye ogrenciye para verip, kantine yolladi.”

Sunumu dinleyen butun Amerikali ogrenciler, simdi Turkiye’ye gitmek istiyor.

 

Categories
Turkce

Hello World! Caya Bekleriz!

Amerika’ya ilk geldigim yillarda bu ulkeyle ilgili cok enteresan seyler vardi anlatacak. Sayfa sayfa emailler yazardim arkadaslarima… Turkiye’ye gittigim kisa ziyaretlerde anlata anlata bitiremezdim. Aradan 10 yil gecti. Simdi insanlar bana Amerika’yi sorduklarinda “N’olsun iste ayni Amerika!” diyorum icimden… Burda hayat aslinda cok monoton. Insanlar isinde gucunde… Sokaklarda homeless’lardan baska dolasan yok. New York ya da Los Angeles’ta yasamiyorsan, hic bir heyecani yok anlayacagin…

Ama Turkiye oyle mi? Orda her gunumuz bir heyecan… Her trafige cikisimiz roller-coaster tadinda bir adrenalin firlamasi… Her karsilastigimiz insan bir baska komedi… Gecen kis, uc yillik bir aradan sonra, vatanima nihayet kavusunca bir baktim, gorus acim tamamen degismis. Eskiden olsa hic farketmeyecegim seyleri simdi anlata anlata bitiremiyorum.

Mesela sabah, acilmadan bir saat once gittigim bankanin kapisinda beklerken, banka bekcisinin iceriden gelip, bana ince belli cam bardakta cay ikram etmesi, ustelik yanina bir de seker koymayi ihmal etmemis olmasi inanilmaz geliyor bana… Ya da sokaktan gecen yol tarifi sordugum insanlarin, metro biletimi odemesi ve parasini almamasi… Veya hic tanimadigim birilerinin cok agir olan cantami duraga kadar tasimayi teklif etmesi, hatta bu konuda israr etmesi Amerika’da anlatacak en buyuk macera bana… Ya da alisverise gittigim dukkan sahibinin bana cay ismarlamasi… Ama isin enteresan olan kismi sadece bu degil… Esas beni dumura ugratan, ayni adamla trafikte karsilas…  Arkadaki arabadan sana kirk tane kufuru bir saniyede sayabilitesi var… Dunya uzerinde Turk insanindan daha acayip bi insan yok serefsizim… Yani eskiden olsa boyle diyenlere irkci derdim ama yok arkadas… Benimki irkcilik degil, empirik verilerden cikan sonuc…

Ha bir de Amerika’daki Turk insani var ki onlar da bambaska bir dunya. Her birimiz birbirimizden egzantrik varliklariz cumleten…

Bu yuzden, Turk insanindan aldigim ilhamla yillardir bir kisa film cekme hayaliyle yasiyorum. Adi “Turksun di mi?”

Maalesef burada ikiden fazla Turku bir arada bulmak zor oldugundan hayalimi henuz gerceklestiremedim. Iste bu sebepten, gerceklestiremedigim butun hayallerimi en azindan yaziya dokmek adina blog isine girmeye karar verdim. Bi blogum eksikti, o da oldu… Ama bildiginiz bloglardan degil benimki. Ismiyle musemma… TurkishT.com… 🙂 Burdaki “T” sadece adimi ya da soyadimi degil, her Turkun vazgecilmez dostu Turkish Tea’yi temsil ediyor. Yani “TorkishTe” diye yaziliyor, “TorkishTi” diye okunuyor…

Bir bakima bana caya gelmissiniz gibi dusunun. Ben agzima geleni yazicam, siz de yapacak daha faydali bi isiniz yoksa, oturur okursunuz. Arada bi de yorumlarla muhabbete katilirsaniz, oooh, kebap… Amerika’da Turk muhabbetli cay saati… Tadindan yenmez.

Neyse, bu seferlik bu bir “hosgeldiniz” yazisi olsun. Ileriki yazilarimda “Turksun di mi” fenomenine aciklik getirecegim.

 

Sevgilerimle,

Turkish T