Categories
Turkce

Turk Burokrasisi = 1, TurkishT =0

Turkiye’den doneli yaklasik 2 ay oldu ve Turk burokrasisiyle mucadelem hala tam hiz devam ediyor. Bu yaz yasadiklarimdan sonra anladim ki Turkiye’nin mission statement’i “vatandasa hayati dar etmek ve vizyonsuzlugu hayata gecirmek “. Ornekleriyle anlatiyorum.

Bu yaz Amerikali arkadaslardan birine Turk Telekom’dan konturlu hat almak istedik. Simdi bu islem icin Amerika’da  her hangi bir T-Mobile ya da AT&T  bayiisine gidip, nasil bir hat istediginizi soylersiniz. Onlar size butun opsiyonlari sunar. Faturali hat boyle, faturasiz hat boyle vs. Sizin Amerikan vatandasi olup olmamaniz fiyati degistirmez. Siz tercihinizi yaparsiniz. Kredi kartini verir, parayi oder, calisan bir hatla bayiiden cikarsiniz. Nitekim Amerika’ya 1 yilligina gelen arkadasima T-Mobile’den iki konturlu hat aldik, yaninda iki tane de bedava telefon verdiler. Hic sorun yasamadik.

Turkiye’de ise sanki telefon hatti degil, Turk Telekom Mudurlugunu komple satin aliyoruz. Once pasaport vs. bir suru dokuman istediler. Sonra Pazar gunleri hatti acamiyoruz, hafta icini beklemeniz gerek dediler. Biz de en iyisi hafta ici ugrasalim bunla diyip ciktik.  Hafta ici baska bir bayiiye gittik. Hat Amerikan vatandasina ayri fiyat, Turk’e ayri fiyat. Bari benim adima alalim zaten bir ay lazim olacak dedim. Bayiideki gorevli konturlu yerine normal hat almamiz icin bizi o kadar zorladi ki, biz “bir ay sonra bir de kapatmakla ugrasmayalim” diye israr ettikce, o bize daha cok israr etti. Biz yine de faturasiz hat istiyoruz diye direndikçe direndik. Tamam dediler.  Fakat faturasiz  hat alirken kredi karti kabul etmiyorlarmis. 2021 yilindayiz ve nakit odemeden Turk Telekom size hat acmiyor. Kapali carsi esnafi olsa vergiden kaçiracak der, geçeriz ama Turk Telekom bu. Henuz yanimizda yeterince nakit Turk Lirasi  olmadigi icin sonunda bizi faturali hat almaya ikna ettiler. Sonra gitmeden iptal edersiniz dediler. Biz de saniyoruz ki hat iptal etmek Amerika’daki gibi müsteri hizmetlerine bir telefonla hallolacak. “Iyi, tamam” dedik. Meger Turk Telekom’dan faturali hat almak, tefeciden borc almakla ayni seymis.

Donecegimiz hafta su hatti kapatayim dedim. Sans bu ya, o hafta Kurban bayramina denk geldigi icin butun hafta tatil. Acik bayii bulamiyorum. Musteri hizmetlerini arayip halledersiniz dediler, aradim. Musteri hizmetleri tutturmus, islak imza da islak imza diye… Kac müsteri temsilcisiyle konustum, kac saat telefonda kaldim hatirlamiyorum. Hatti açtirmak degil, dikkat edin sadece kapatmaktan bahsediyoruz. Islak hamburgeri duymustuk ama dersleri bile Zoom’la yaptigimiz bu yuzyilda “islak imza” nedir arkadas? Sanki emlak satisi var, tapu senedi imzaliyoruz. Kaldi ki, Amerika’da tapu senetlerini bile dotloop, docusign vs. gibi app’lerle cep telefonundan imzalamaya baslamisiz. Alt tarafi bir telefon hatti…

Musteri hizmetleriyle yaptigim akillara ziyan muhabbetleri atliyor ve bayramin 3uncu gününe geliyorum. Bayramin 4. Gunu Amerika’ya ucagim oldugu için hatti kapatmak adina son sansim. Belki bir bayii acilmistir diye baktim ve Kucukyali bayiisinin acik oldugunu ogrendim. Tamam, gider islak imzayi verir, kurtulurum diyordum ki, Turk Telekom bayiisi, “olmaz, bayii acik ama tatil oldugu için Pazartesine kadar islem yapamiyoruz” dedi. Tamam siz benim su islak imzami alin, islemi ne zaman yaparsaniz yapin, benim yarin ucagim var dediysem de kimseye dinletemedim. Meger Turkiye’de evraki doldurup, imzayi alip, islemi Pazartesi yürürlüge sokmak gibi bir teknoloji henüz icat edilmemis. Yapamayiz diye tutturdular. Sonunda biri hatti faturasiza cevirin, odemezseniz kapanir diye dahiyane bir fikir verdi. Musteri hizmetleriyle olan mücadelemize tekrar geri donduk. Musteri hizmetleri için dakikalarca hatta bekleyip, nihayet telefonuma cevap veren insan da bu islemi ben yapamam, siz müsteri hizmetlerini arayin dedi. Nihayet isinin ehli birini buldum diyordum ki, bu sefer de  “o hatti acali cok kisa zaman olmus, bunu faturasiza çeviremeyiz” diyip yine butun kapilari suratima kapattilar.

Musteri hizmetleri camiasinda kimsenin derdi sorunu çözmek degil. Hepsi nasil bir engel bulsam da bunla ugrasmasam mantigiyla beni basindan savmak için bahane ustune bahane üretiyor. Ustelik hepsi farkli bir cozum oneriyor ama hicbiri oneriyi gerceklestirme yetkisine sahip degil. Nihayet bir tanesi, ben buraya iptal diye not düsüyorum, siz Amerika’ya dönseniz de e-devlet üzerinden iptal edebilirsiniz dedi. Oh, diye derin bir nefes aldim ve valiz hazirlama islerime geri donup, bu isi Amerika’dan yapmak uzere Turkiye’den ayrildim.

Simdi bir sorun bana “e-devlet üzerinden hatti nasil kapattin” diye.  Cevap veriyorum, “kapatamadim”. E-devlet üzerinden, tabiri caizse, “you can’t do shit!” Zaten hat kapatmaya niyetleri olsa elli müsteri temsilcisi, bir acik bayii bu isi sizin için yapardi. Mafyaya bulastik bir kere, kurtulmak mumkun degil. E-devlet üzerinden uzun aramalar sonucu çölde serap görmüs gibi sevinç icinde “Abone Fesih Basvurusu” diye bir link buldum. Allahtan biraz Osmanlica bilgim var da fesih ne demek biliyorum. Cunku bürokrasi dili bildiginiz 13uncu yuzyil… Neyse linke tikladim. Telefon numaralarimi buldum. Numaranin yaninda Seç diye bir kutu var. O kutuyu seçip islem yapicam diye seviniyorum ama tikla tikla tik yok! Seç seçenegi active degil, tiklanmiyor. Secemedigim için isleme devam edemiyorum. Yine bir engele tosladik mi?

Uzun arastirmalar sonucu ögreniyorum ki, E-devlete normal girisle girildiginde Abone Fesih secenegi calismiyormus. Bunun icin ozel bir app yukleyip o uygulama uzerinden giris yapmak gerekiyormus. App’i yukluyorum, telefon kabul etmiyor. Bilgisayara yukluyorum, olmuyor. Kardesim baska muhendis arkadaslarini devreye soktu. Ogrendik ki bu app sadece Java ile calisiyormus. Java, arkadaslar! Yani e-devlet üzerinden islem yapmak icin bilgisayara ve telefona yüklenemeyen app yapmislar. Belli ki e-devlet sitesini design etmek için mühendis olma sarti aranmamis ama  e-devlette islem yapmak isteyen her vatandasa bilgisayar mühendisi olma sarti koymuslar. Anlayacaginiz hatti yine kapatamadik.

Bir hafta sonu tesadufen bir arkadas vasitasiyla Turkiye’den  gelmis biriyle tanistim. Kim oldugunu tam bilmiyorum ama belli ki cok iyi baglantilari olan biri. Bu mücadelemi kendisine anlatip, “Turkiye’de nasil bir oyun donuyor? Ben bu hatti niye kapatamiyorum” diye dert yaninca, hooop hemen Turk Telekom mudurunu aradi ve hatti sak diye kapattirdi. Hani adam kayirma, araya adam sokma olayi niye var Turkiye’de diye kiziyoruz ya, meger araya adam sokmadan hic bir islemi kanuni yollardan yapmak mumkun olmadigi için varmis. Turkiye’deki kardesimden numarayi arayip, kapandigindan emin olmasini istedim, aradi, gerçekten kapanmis. Inanmakta cok zorlandim ama mevzu kapandi diye sevinip kalan faturayi da odeyip, rehavete kaptirdim kendimi. Meger o kadar da kolay degilmis.

Bir ay sonra emailime bir fatura daha geldi. Telekom mafyasi hala pesimi birakmiyor. Kardesim Turkiye’den ögrendi ki, hatti kapatan eleman islemi eksik yaptigi için hat kapatilamamis. Adam kayirmada bile isinin ehli degiliz… Benden Turk Telekomun email adresine kimlik fotokopilerimi gönderip, dilekçe yazmami istemisler ve bunlari gönderince hattin kapanacagini soylemisler. Verilen email adresine butun bilgileri gönderdim. Iki gun sonra Google, “Mail Delivery Error” diye bana geri dondu. Artik koca Telekom sirketinin web sitelerinde yayinladiklari email adresi mi yanlis, yoksa Turk Telekom beni bloke mi etti orasini bilmiyorum. Ertesi gun, Turk Telekomun web sitesinde baska bir email adresi daha gordum, bir de emaili oraya gönderdim. Bir gun sonra yine “bu email iletilemedi” diye cevap geldi. Bugun itibariyle Turkiye’den donusumun ikinci ayinda hala bu hatti kapatabilmis degilim. Faturalar da gelmeye devam ediyor. Turk Telekom Amerikan kredi kartlarimi da kabul etmedigi için faturalari da ödeyemiyorum. Allahtan Turkiye’de bir evim, arsam, banka hesabim falan yok. Bir kiytirik telefon hattini kapatmak bu kadar zorsa, malim mülküm olsa demek daha ne turlu Ali Cengiz Oyunlarinin içinde bulurmusum kendimi. Allah hepinize kolaylik versin!

Update: Turkiye’den donusumun ucuncu ayinda, Elektronik Muhendisi kardesimin tavsiyesiyle Turk Telekomu BTK’ye sikayet ettim. Arkali, onlu kimlik fotokopileri vs gonderdikten sonra umuyorum bu sefer TurkishT’ye 1 puan yazabiliriz artik! Hattim kapatildi! (I hope!)

Categories
Turkce

Turkiye ile Íliskim: It’s Complicated

Sevgili Okuyucularim!

Hala orda misiniz bilmiyorum ama sartlar yillar sonra yine beni bu bloga yazmak zorunda birakti cunku Turkiye’de iki ay gecirmek beni fena bozdu. Bugunku yazim uzun. Cayinizi, kahvenizi alip gelin.

Bu yil aralikli da olsa Turkiye’de yaklasik 3,5 ay gecirdim ve su an Turkiye’yi hem yerlere goklere sigdiramayasim, hem de yerden yere vurasim var. Once yerden yere mi vursam yoksa goklere mi cikarsam karar veremedigim icin ortaya karisik gidecegim.

Oncelikle Turkiye’ye bir kac Amerikali arkadasla geldigim icin memleketime onlarin perspektifinden bakmak daha once hic farketmedigim seyleri farketmemi sagladi. Bir kere sunu anladim, New York’ta yasamayan her Amerikali icin Turkiye dunyanin en eglenceli yeri. Istanbul’da iki tur atinca, arkadaslar “burada her yer Disneyland” dediler. Bir suru insan, kafeler, restoranlar, surekli bir seyler oluyor. Kediler kopekler sahil yolunda normal vatandas gibi basi buyruk volta atiyor. Simitciler, kestaneciler… Roller coaster tadinda bir trafik. Walt Disney satosu gibi kuleler, minareler… E malum Amerika’da bu kadar atraksiyon ancak Disneyland’de var. Hele Ohio’da her yer alabildigine yesillik ve sukunet oldugu icin bizim beton yiginlarina bayildilar… Hatta bir arkadas Turkiye’den dondukten sonra yol kenarindaki alabildigine yesil cimenlik alani tiksinti ile gosterip “Suraya bak” dedi. “Burda hayat mi var! Istanbul’da olsa su yesillikte kirk tane kafe, elli tane restoran olurdu.” Demek ki gercekten komsunun tavugu gibisi yok.

Hakkini da yemeyelim. Turkiye’de Amerika’da hic rastlanmayan guzellikleri gezdik. Piril piril Akdeniz sularinda yuzduk, manzarasi muhtesem yerlerde yemek yedik. Yemeklerimiz Amerikanin yemeklerine, sahillerimiz Amerika’nin sahillerine bin basar. Ulkemizin her yeri tam bir cennet. Ve fakat tek bir sorun var: KABALIK.

Ben alisik oldugum icin cok farketmedim aslinda. Biz dogustan asili oldugumuz icin kabaliga karsi bir imunizasyon oluyor ve gordugumuz yerde tesbit edemiyoruz ama ozellikle Istanbul seyahati boyunca anladim ki kadinindan erkegine dunyanin en kaba insanlariyiz. Bir kere herkes otorite sahibi. Sokaktaki bekciden dukkandaki tezgahtara, ucaktaki hostesten otobus soforune kadar herkes seninle oyle bir konusuyor ki, sanirsin hepsi lord, hepsi karar mercii… Adam “HES kodu” diye bir tersliyor sanki kriminal vakayiz. “Maskesiz girmek yasak” diye bir bagirislari var, bizim zavalli Amerikalilar anksiyate krizine giriyor her seferinde… Hostesin bir kemer hatirlatmasi var, o basindaki “hanfendi” insanin kulagina “ulan essog…” gibi geliyor. Bizimkiler artik Turkiye’de nasil bezdilerse bu kabaliktan, donuste United Airlines ucagina bindigimiz anda Amerikali hostese “You have no idea how nice it is to speak to nice people” dedi bi arkadas. Yani “kibar insanlarla konusmak ne kadar guzel size anlatamam.” Karsilastirin diye soyluyorum. Maske uyarisini Amerikali hostes su sekilde soyluyor: “make sure your mask goes over your nose, buddy”. Yani tehdit yok, bagirma yok, ters ters konusmak yok. Gayet sakin, samimi ve kibar… Hosteslerin bir digeri bir yandan isini yaparken, bir yandan gulerek torunuyla ilgili bir espri yapiyor. Nerde bizim hosteslerin asik surati, nerde bu! Yanlis anlamayin, insanlarimizin hepsi tabii ki boyle degil. New York’lular, Avrupalilar da kaba mesela ama Istanbul’daki kabalik XL boyutta.

Bizim Amerikalilar da fazla mi hassas nedir. Ben nasil alismissam, bana viz gelen seyler bile onlari cok sarsti. Ogrencilik yillarimda Amerika ucagindan inip, o jet-lag halimle taksiye bindigimde taksi soforune saf saf «cok trafik var mi?» diye sormustum. Adam «ben haber kanali miyim, ac bak» dedi. Tabii biz bunlari bile anlayisla karsilayan insanlariz cunku biliyoruz ki Turkiye’de okuzluk de bir yasam bicimi bazilari icin ama Amerikali bunu ne bilsin.

Size bir ornek daha anlatayim. Yillar once Muslumanligi benimsemis, hatta Cat Stevens’la da birlikte calismis Los Angeles’li muzisyen bir arkadasim var. Yusuf Islam’a da cok benziyor. Turkiye’de ezan sesi duyunca bile aglayan spirituel bir insan. Tek hayali Istanbul’a gelip butun camilerde namaz kilmak olan bu insani ilk cami deneyimini yasasin diye Cuma Namazi saatinde Kucukyali Camiisine biraktim. Namaz bittikten sonra bir  yerde bulusmak uzere dagildik. Bulusma noktasina vardigimizda baktim arkadas coktan gelmis orda bekliyor. «Aa? Ne cabuk bitti» dedim. «Kilamadim» dedi. «Neden?» dedim, anlatti. Camiye gitmis, husu icinde oturmus namazin baslamasini beklerken iceriye biri girmis. «Hede höde, hede höde» bir seyler soylemis adama. O da Turkce bilmiyorum demeye calismis ama nafile… O gitmis, baskasi gelmis. O da ters ters Turkce bir seyler soylemis ama adamcagizin «Turkce yok» diye cirpinislari bir ise yaramamis. Sonra ucuncu biri de ayni kabalikla adama ters ters konusunca adamcagiz pes etmis ve namazi kilmadan ordan uzaklasmis. Meger herkesin kendi seccadesini getirmesi gerekiyormus ve seccadesi olmadigi icin ona yukleniyorlarmis. Yahu adamin Turkce bilmedigini goruyorsun, “hede hode” yapacagina biraz guler yuz goster. Ya da birak o da seccadesiz kilsin. Camiye giden herkes nedense kendi ibadetiyle degil, baskalarinin ne yaptigiyla ilgilendigi icin adamcagizin butun manevi dunyasini  bitirmisler.  Zaten benim Turk arkadaslarin bazilari kendisinin Musluman oldugunu ogrenince “Yahu sen de ola ola Musluman mi oldun? Insan budist, ateist falan olur” dediler, adamcagizin kafasi iyice karisti. “Amerika’da herkes Muslumanlardan nefret ediyor da, Muslumanlar muslumanlardan daha cok nefret ediyormus meger. Ne yaptilar size boyle” diyordu ki camii deneyiminden sonra o da mevzuya vakif oldu.

Bir de su var tabii, belki o insanlar aslinda bize normal gelen bir tonda konustular ama iste bizim normalimiz de normal degil. Biz Turkiye’de komando egitimi aldigimiz icin bize normal gelen, yolda tanimadigi insana bile gulumseyip “good morning” diyen Amerikalilarda sok etkisi yapiyor.

Tabii hakkini da yemeyelim, guler yuzlu, samimi insanlarimiz da o kadar coktu ki, ben bana dokunan tarafini anlattim. Amerikali arkadaslara sorsaniz bu kotu deneyimlere ragmen Turkler kadar guzel insan yok dunyada. Hatta dondugumuzden beri hepsi depresyonda. Gecen Emily aradi, “Netflix’te Dirilis Ertugrul’a basladim” dedi. Kizcagiz firsatini bulsa gelip Turkiye’ye yerlesecek.

Oysa benim icin Turkiye’de canim cicim aylari cok cabuk gecti. Icinde yasadikca anladim ki  Turkiye’de her sey insanlar icin nasil zorlastirilabilir diye bir yaris var. Turk burokrasisiyle olan savasimda yeni cepheler acildikca icimden «God Bless America» diye ic cektim. Turk burokrasisiyle olan mucadelemi de bir sonraki blogda anlatayim en iyisi. Yoksa bu yazi cok uzayacak!

Categories
Turkce

Alacakaranlik Mucadelesi

Board game (kutu oyunlari) sevenler beri gelsin. Sevmeyenler de board game deyip geçmesin. Stratejik düsünmeyi gelistiren, Alzheimer olmaniza engel olacak, gelmis gecmis en eglenceli beyin jimnastigi yontemi budur. Ama bu yazimdaki konu board game’lerin cok otesinde… Bildiginiz memleket meselesi…

Su anda calistigim universitede docent bir grup arkadasla yillardir her hafta bulusup board game oynuyoruz. Taa cocuklugumuzdan beri saatlerce oynadigimiz Milyarder’ler, Borsa’lar degil mevzu. Amerika ve Avrupa, her konuda oldugu gibi bu konuda da zirveyi surekli zorluyor ve birbirinden muthis oyunlar gelistirmeye devam ediyor. Oyunlardaki inanilmaz zeka urunu tasarim, kurallardaki binlerce detay, analitik dusunme, strateji gelistirme ve beyni zorlayici egzersizler, ancak bir nerd’un altindan kalkabilecegi seviyede. Bu oyunlarin cogunu Turkiye’de bulmak mumkun degil ama Turkiye’deki meraklilari bir sekilde bulup, oynuyordur diye tahmin ediyorum.

Bugun size bahsedecegim oyunu bilen var mi bilmiyorum. (Varsa yorumlara yazsin.) Oyunun adi Twilight Struggle (Alacakaranlik Mucadelesi). Bu oyunla, docent arkadasim Steve sayesinde tanistim. Tam Turkiye’deki en olayli yaz tatilimden sonra Amerika’ya dondugumde, Steve, “Bu oyunu oynamak isteyen cok az bulunuyor ama Turkiye’de yasanan olaylardan sonra senin ilgini cekecegini dusunuyorum,” dedi.

Oyuna gelince… Board uzerinde bir dunya haritasi var. Uzerinde ulkeler. Her ulkenin 1 ila 5 arasinda bir stability (istikrar) puani var. Mesela Ingiltere 5 puan. Turkiyem bildiginiz sinifta kaldi kalacak bir 2 puandan ibaret. Somali’yle ayni seviyedeyiz. Ama uzulmeyin, istikrar puani bizden daha dusuk olan ulkeler de var. Mesela Zimbabwe!

Istikrar puani o ulkede nufuz kazanmak icin ne kadar caba sarfetmeniz gerektiginin bir gostergesi. Puani dusuk ulkeler kolay lokma. Puani yuksek olan ulkelerde ise nufuz kazanmak biraz daha zor. Oyun sadece iki kisiyle oynaniyor. Taraflardan biri Amerika’yi, digeri Rusya’yi temsil ediyor. Her oyuncunun amaci dunya uzerindeki ulkelerde mumkun oldugu kadar nufuz kazanmak.

Benim eskiden beri savundugum “politika bir kutu oyunudur” hipotezimi tamamen isbat eder nitelikte bir oyun. Genellikle strateji gelistirme konusunda en iyi olan, en dogru hamleleri, dogru zamanda yapan kazaniyor. Rakibe acimak da yok.

Nufuz kazanmanin da asamalari var. Hangi seviyede nufuz kazandiysaniz o kadar puan aliyor ve oyunu kazanmaya o kadar yaklasiyorsunuz. Mesela Ortadogu bolgesini ele alalim. Ortadogu’daki nufuzunuz asagidaki seviyelerin hangisiyse ona gore puan topluyorsunuz:

  1. Presence (Varlik): 3 puan
  2. Domination (Egemenlik): 5 puan
  3. Control (Kontrol): 7 puan

Bolgede bir iki askeri ussunuz ya da herhangi bir ulkede nufuzunuz varsa, orada varlik gosteriyorsunuz demektir. Bolgedeki ulkelerin cogunda nufuzunuz varsa egemen sayiliyorsunuz. Bolgede egemenseniz ve mesela Ortadogu’da nufuzu olan tek ulke sizseniz, o zaman da tamamen o bolgeyi siz kontrol ediyorsunuz sayiliyor.

Bu puanlar bolgeden bolgeye degisiyor. Mesela Avrupa’da egemenlik size 7 puan kazandiriyor. Avrupa’yi kontrol eden direk oyunu kazaniyor.

Her oyuncunun belli sayida hamle yapma hakki var. Tabii her oyunda oldugu gibi bunda da oyunun basinda herkese kagitlar dagitiliyor. Yapabileceginiz hamleler elinizdeki kartlarla sinirli. Elinizdeki kartlari iyi oynamak disinda, askeri operasyonlar da puan getiriyor ve sizin o ulkede nufuz kazanmaniza yardimci oluyor. Mesela, siz Rusya iseniz ve sira sizdeyse, hamle hakkinizi Suriye’de darbe yaparak kullanabiliyorsunuz. Darbenin basarili olup olmadigi zarla belirleniyor ama tamamen sans isi degil. Sizin askeri statunuz, hangi bolgede darbe yapmaya calistiginiz, o ulkenin istikrar puani vs. de cok onemli. Bunlarin disinda uzaya uydu, insan vs. gondermek de size puan kazandiriyor.

Ayrica Defcon Status (askeri savunma hazirlik durumu) onemli. 5 tamamen baris hali. Darbe ve savas oldukca Defcon Status 4’e, 3’e dusuyor. 1’e dusmesi nukleer savas anlamina geliyor ve oyunculardan herhangi biri durumu bu noktaya getirdiginde oyunu direk kaybetmis oluyor.

Simdi, benim asil gelmek istedigim konu, kutu oyunlari degil tabii ki. Amerika ve Rusya’nin gercek hayatta dunya uzerindeki hakimiyet mucadelesi. Biz kici-kirik 2 puanlik istikrarimizla Amerika’nin kucagina dusmesek Rusya’ninkine dusuyoruz. Ideal olan istikrar puanimizi yukseltmek. Fakat, buradan izledigim kadariyla Amerika’dan kacarken, bilerek ve isteyerek Rusya’nin kucagina hamak kuruyoruz gibi bir hava var.

Amerika’daki haberleri takip eden varsa Rusya’nin Amerika secimlerini etkilemek icin neler yaptigini duymussunuzdur. Trump gibi biri nasil secilir diye hayrete dusuyorsaniz, Rusya’nin bu konuda yaptigi calismalara iyi bakin. Facebook’ta bir kac Amerikali isimle Facebook gruplari kuran Ruslar, egitim seviyesi dusuk, zengin Cumhuriyetci gruplari, azinliklari ve Musluman gruplari hedef almis. Oyle ki; Ruslarin kurdugu gruplara binlerce Amerikali saf saf uye olmus. Mesela, Ruslar, “Amerika Birlesik Muslumanlari” adi altinda kurduklari bir grup uzerinden “Hillary bize seriat getirecek” tarzinda yorumlar yaparak, Cumhuriyetcileri en korktuklari yerden vurup, “Muslumanlara karsi sizi ancak Trump koruyabilir” noktasina getirmis. Zenciler ve diger azinliklari Trump’a oy vermeye ikna edemeyeceklerini bildikleri icin, onlara da ‘oylarinizin hic bir degeri yok, secimleri protesto edin ve oy vermeyin’ tarzi propagandalar yaparak, secime gitmelerine engel olmaya calismis. Tamamen montaj yoluyla hazirladiklari gercek olmayan resimler ve yalan haberler de cabasi… Amerika, gecen ay, bu olaylarda onemli rol oynayan 17 Rus hakkinda tutuklama karari cikardi.

Okuyan oldu mu bilmiyorum, Rusya’da bir binada binlerce sosyal medya uzmaninin troll olarak calistigi ve farkli ulkelerde bu tip secim etkileme kampanyalari yaptigini da Rus bir itirafcidan ogrendik. Ruslar, farkli ulkelerde, kendilerine yakin gordukleri adaylara banka kredileri vermekten tutun da, secim kampanyasina para yardimi yapmaya kadar her yolu denemisler. Simdi Amerika gibi istikrarli bir ulkede durum buyken, Turkiye’de Rusya’nin neler neler yaptigini tahmin bile edemiyorum. Amerika’da en azindan bunlari hukumetten bagimsiz ve tarafsiz olarak denetleyecek bir adalet sistemi var. Turkiye’de ne bu tip sorusturmalara ayiracak butcemiz, ne de bunun mucadelesini verecek, halk gozunde guvenilirlik derecesi yuksek, tarafsiz organlarimiz var.

Sonuc olarak demek istedigim su; cikip da gerizekalinin biri akla ziyan dini fetvalar verdigi zaman, ya da birileri “Iste CHP bu” diye sahte resimlerle sizi belli gruplara ve hayat tarzlarina karsi dusmanliga tesvik ettigi zaman, tiklamadan ve paylasmadan once iki kere dusunun. Sizi birbirinize dusurmeye calisan bu tip insanlarin hepsinin Rus ajani olma ihtimali hic de az degil. Ruslarin kurdugu Facebook gruplarina saf saf uye olup, onlarin propagandalarindan etkilenmis cahil kesim de en az Rus (veya Amerikali) ajanlar kadar tehlikeli.

Categories
Turkce

Bir Suriyeli Multeci: Toteh’nin Hikayesi

Toteh

For English click here.

Politik yorumlar yerine komik yazilar, sevimli kedi-kopek videolari paylastigimiz o eski zamanlari ozledigimiz su gunlerde, sizinle, beni cok etkileyen bir multeci hikayesi paylasmak istiyorum.

Toteh ile gecen Ekim ayinda, universitemizin her yil duzenledigi “Diversity Day” (Cesitlilik Gunu) programinda konusma yapmaya razi olunca tanistim. Konu Suriyeli multecilerdi ve benim haberlerden duyduklarim ve gecen yaz tatilinde Turkiye sokaklarinda onlari gormem disinda, multeciler ile ilgili pek bir bilgim yoktu. Bir arkadasim beni Cenevre’de Birlesmis Milletlerle alakali bir iste Suriyeli multeciler konusunda calisan Alman arkadasi Christiane ile tanistirdi. Christiane’a multeciler hakkinda konusma yapmam gerektigini soyleyince, “Bu adamin hikayesini mutlaka duymalisin” dedi. Iste Maen, yani Toteh’nin sahibi ile boyle tanistim.

TotehandMAen

Yazin, Turkiye’de tatil yaparken, multecileri her yerde goruyordum. Bir cogumuzun onlarin varligindan pek de memnun olmadigini da biliyorum. Sinira yakin sehirlerde multeci sayisinin Turkiyeli sayisini gectigini de duydum. Buna ragmen Maen birebir konustugum ilk Suriyeli multeci oldu. Christiane hikayesini direk kendisinden duymam gerektiginde israr ederek bana Maen’le bir Skype gorusmesi ayarladi. Ingilizcesi de oldukca iyi oldugundan butun hikayesini kendi agzindan dinleme firsati buldum.

ChrisandMaen

Maen ruzgar enerjisi konusunda uzman bir muhendismis eskiden. Ayrica ressam ve heykeltrasligi da var. Bana Suriye’nin, yozlasmis Esad yonetimi sayesinde nasil bu hale geldiginin hikayesini taa en basindan anlatmaya basladi. “Ulkede her seyi Esad ve ailesi yonetiyor” dedi. Butun bakanliklar, ya Esad’in amcasi, ya bir akrabasi ya da ona sadik birilerinin elindeymis. Askerler her ay, dukkanlardan harac toplamaya geliyorlarmis. Devlette hic bir kurum duzgun islemiyormus. Maen kendi evini insa etmek icin yillar once bir arazi satin almis. Binayi yapmasina bir turlu izin vermemisler. En sonunda, belediye, insaat izni icin 15,000 lira odeyip, basvurman gerekiyor, demis. Maen parayi odeyip, izin icin basvurmus. Fakat aradan 7 yil gecmesine ragmen izin filan cikaramamis. Hal boyleyken, generallerden biri insaatin yasak oldugu bir orman arazisine ev dikebiliyormus. Yani yolsuzluk ve yozlasmislik her alana yayilmis. Maen: “her sey, 4-5 yil once iki polisin dukkanlardan harac almaya gelmesiyle basladi” dedi. Insanlar zaten para kazanamiyor, Esad’in zulmunden bikmis usanmis. Bir de ustune tekrar harac isteyince, insanlarin artik canina tak etmis. Dukkan sahipleri harac vermeyi reddedince polisle aralarinda kavga cikmis. Bunu goren diger dukkan sahipleri de gelip polise karsi cikmislar. Bir sekilde polisleri yakalayip, dukkanin icine saklamislar. Isyan da boyle baslamis. Tabii ki Esad bunu karsiliksiz birakmamis. Suruyle asker gonderip, bir gunde bir cok insanin olumune sebep olmus. Bu sert karsiliktan sonra, isyan bir sure icin bastirilmis. Fakat, dukkan sahiplerinin isyan haberi butun ulkeye yayilmis. Kisa bir sure sonra, ulkenin baska yerlerinde de protestolar baslamis. Isyan arttikca, Esad de zulmunu arttirmis. Halki sindirmek icin uzerlerine tanklar, tufeklerle koca bir ordu gonderip, bir gunde 50 kisiyi oldurecek kadar acimasizlasmis. Isyan yayildikca, Esad da medya kanallarindan isyancilari terorist diye yaftalayip, ozellikle fakir halkin ustune bomba ustune bomba yagdiriyormus.

Maen soyle anlatiyor; “Zabadani’de yasiyordum. Fakat, gece gunduz evimin ustunden roketler ucmaya baslayinca kucuk bir ev alip Artoz koyune yerlestim. Kisa zaman sonra orada da bombardimanlar artmaya basladi. Bolgede her yer korku filmi gibiydi. Komsularimin cogu evlerini terkettiler. Ben evimi terketmek istemiyordum. Cok yalniz zamanlar gecirdim. Bazen karanlik ve supheli bir sessizlik cokuyordu. Artik sessizlik, anormal bir durumun isaretiydi. Olmekten korkmuyordum. Zaten oyle bir halde yasiyorduk ki, olum nimetti. Kendi canimi almayi bile dusundum. Fakat, en buyuk korkum, olup, kopegimi yapayalniz, sahipsiz birakmakti. Olsem, tek basina ya acliktan olur, ya yaralanip aci cekerek surunurdu. Bunu dusunmek bile dehset vericiydi.” Maen’in hayatta kalma mucadelesinde pes etmemesinin tek sebebi Toteh imis. Bir sure sonra fuze atislarina bile alismaya baslamis Maen. Hatta mutfaga gidip kahve yapmak icin fuze atislarinin ara vermesini bekleyecek hale gelmis. Aksamlari hem kendi basina, hem Toteh’ye bir kask takip, bir sarapnel firlamasi ya da catinin yikilmasi riskine karsi, kopegini battaniyelerle sariyormus. Koydeki evler zaten saglam degilmis. Her sarsintida hasar goruyormus. Zaten, duvarinda simdiden bir kucuk hayvanin gecebilecegi buyuklukte bir delik acilmis. Ordan diger evleri bile gorebiliyormus.

“Bir gun, askerler bolgeye gelip, kapilari kirdilar, bir cok evi yaktilar” diyor. “Herkes evini terketti. Mahallede benden baska kimse kalmadi. Komsularim bir gun gelip, benim de gitmem gerektigini, askerlerin yarin buraya gelecegini soylediler. Beni kaldiklari yere gotureceklerdi, fakat kopegimi istemiyorlardi.  Onu yalniz birakamadim. Onunla kalip, onunla birlikte olmeye karar verdim. Askerler kapima dayandiginda onlara kopegimi oldurmeyin diye yalvardim. Oldurecekseniz, lutfen beni de oldurun dedim. Askerler tablolarima baktilar. Evde kopek besledigimi de gorunce benim Musluman olmadigimi zannedip, beni rahat biraktilar. Yani o gun Toteh benim hayatimi kurtardi.”

Maen’in Cenevre’de evli olan bir kizi varmis. Kizi her gun panik icinde arayip, Cenevre’ye, yanina gitmesi icin yalvariyormus. Onun icin vizeye de basvurmuslar. Fakat Toteh’yi Avrupa’ya goturme isi oldukca cetrefilliymis. Kopegini Avrupa’ya goturebilmesi icin, bazi asilar ve tahliller yapilmasi ve tahlillerden sonra da kopegin 3 ay beklemesi gerekiyormus. Fakat gun gectikce Maen’in yasadigi bolge daha da yasanmaz hale geliyormus. Maen, once Toteh’yi Suriye’den cikarip, guvende oldugundan emin olup, sonra da kendi basinin caresine bakmaya karar vermis. Nihayet, ayni koyde yasayan Rawaa adinda bir kizi bulmus. Kiz ozellikle hayvanlari kurtarmak icin calisiyor, onlari ya kendisi aliyor, ya da Hollanda’da bir hayvan barinagina gondermek icin evraklar duzenliyormus. Maen’e Toteh’nin asilarini yaptirabilecegi ve evraklarini hazirlatabilecegi bir veteriner tavsiye etmis. Maen, guvenlik olmadigi icin veterinerle cevre yolu gibi bir yerde buyuk zorluklarla bulusabilmis. Veteriner testlerini ve asilarini yapip, Toteh’nin derisinin altina da kaybolmamasi icin bir cip yerlestirmis. O sirada Rawaa da Beyrut’a gidiyormus. Uzun ugraslar sonunda, Toteh, Rawaa ile birlikte Lubnan’a gidip, 3-aylik sureci beklemek uzere Beyrut’ta bir hayvan barinagina yerlestirilmis.

Maen’in mucadelesi burada bitmiyor tabii. Maen, Toteh’nin Lubnan’a gittiginden emin olunca, kendisi de Isvicre vizesini beklemek icin Lubnan’a gecmeyi basarmis. Nihayet vizesi kabul edildiginde de Cenevre’ye kizinin yanina yerlesmis. Kopegini de 3-aylik surec dolunca Beyrut’tan Paris’e gelecek olan birinin getirmesi icin gereken ayarlamalari yapmis.  Fakat bu kadar uzun sure kizinda kalmak cok agir gelmeye baslamis. Ne calisabiliyor, ne evin gecimine bir katkida bulunabiliyormus. Bir arkadasi Isvicre’nin multeci programindan bahsetmis. Maen de basvurmus. Sehir disindaki bir multeci kampinda Maen’e bir oda vermisler. Fakat kopegini kampa sokmasina izin verilmiyormus. Maen de Toteh’yi bir hayvan barinagina yerlestirmis. Fakat, multeci kampindan barinaga ancak iki otobusle gidilebiliyormus. Maen’in her gun gidip gelmeye ne gucu, ne de parasi yetiyormus. Her ayrildiginda da kopegi ona uzgun gozlerle baktikca, onu orda birakmak zorunda kaldigi icin kahroluyormus. Kampin mudurune mektuplar yazmis, sehrin her yerine yazilar asmis fakat hic bir sonuc alamamis. Multeci kampinin hemen yaninda bir atcilik klubu varmis. Oraya herkesin kopegini getirdigini gorunce, gidip bir de onlara sormaya karar vermis. Maen diyor ki: “Kopegimin orada kalmasina izin verirler diye dusunuyordum. Fakat oranin mudurunun adini bilmiyordum. Ne zaman binicilik icin gelen arabalara sormak istesem, beni gorunce korkup, camlarini kapatiyorlardi.”

Maen, nihayet, klubun sahibinin Madam Aurelia adinda bir bayan oldugunu ogreniyor. Ona para istemedigini, kopegi icin bir yer bulmaya calistigini anlatiyor. Kadin, kabul ediyor. 7 ay boyunca Maen, kar, kis, yagmur demeden her sabah kamptan cikip kopegini almaya gidiyor, ogleden sonra yine kopegiyle vedalasiyor. Bu arada yetkililere mektup yazmaya da devam ediyor. Bir gun, multeci kampinin muduru degisiyor. Yerine hayvanlari cok seven bir bayan geliyor. Kadin Maen’in hikayesini duydugu icin onu kendisi cagiriyor odasina. Maen’e kopegini kampa sokabilecegini soyluyor. Maen kulaklarina inanamiyor. “Gercekten mi? Odama da goturebilir miyim?” diye tekrar soruyor. Kadinin “evet” demesi uzerine, Maen gozyaslarini tutamiyor. Uzun zaman sonra ilk defa hic olmadigi kadar mutlu oluyor.

Simdi, butun bunlarin uzerinden neredeyse 5 yil gecmis. Maen’e Cenevre’de sehrin disinda bir odali kucuk bir yer vermisler. Simdi bu kus heykellerini yapip satarak hayatini surduruyor. Ayrica multeci kampinda gonullu calisiyor ve kamptaki Suriyeli cocuklara resim dersleri veriyor.

birds

Fakat, Suriye’de yasadiklari hala dun gibi aklinda. Suriye’deyken yaptigi tabloya bakarken “Golge” diyor “bu tablonun adi. O zor gunlerde varligim bir golgeden ibaretti. Dunyanin gozunde degersiz, yapayalniz bir golge.”  shadows of the man

Categories
Turkce

Ah Su Dis Mihraklar!

dis mihraklarBiliyorum. Ben de biktim valla. Herkesin agzinda ayni laf. “Disaridaki mihraklar! Icerideki hainler”… Sanki yillardir tum Turkiye hanim hanimcik oturmus, hep birlikte papatyadan taclar yapiyorduk, birdenbire herkes bize dusman oldu. Bizim eskiden de kulak memesi kivaminda hainlerimiz, aldigi kadar dis mihraklarimiz, dahili ve harici bedhahlarimiz vardi. Zaten disaridaki mihraklar olmasa, icerideki hainler olmasa ulkeyi dedem de yonetir. Artik bahane uretmeyi biraksak da biraz da “ben nerde yanlis yaptim” desek diyorum.

Evet sagimiz solumuz dusman… Ama kimse de cikip demiyor ki: “Niye bu kadar dis mihrak bizimle ugrasiyor? Niye iceride bu kadar cok hainimiz var. Acaba bizde mi bir sorun var?” Olamaz mi? Olabilir.

Biliyorum, diyeceksiniz ki. Turkiye’nin jeopolitik onemi, bla bla… Ne jeopolitik konummus arkadas. Sanki dunyanin merkezi biziz. Herkesin derdi basi bizimle. Amerika’da sorsan degil haritada gostermek, daha Turkiye’nin bir ulke adi oldugunu bilmiyorlar. Turkiye deyince ilk akla gelen sey, Sukran Gunu yemegi… Ama bizim havamizdan gecilmiyor. Simarik ergen kizlar gibiyiz. “Herkes bize takmis. Herkes bizi kiskaniyor. “

Tamam tabii ki onemli bir konumdayiz. Bir yanimiz Ortadogu, bir yanimiz Dogu Avrupa. Ama bizim o dis mihraklar icin tek bir degerimiz varsa o da Ortadogunun hala kabile savaslarinda kalmis zihniyetiyle Avrupa arasinda bir tampon bolge olusturmak. Eger istedikleri tek bir sey varsa, o da Ortadogu’daki geri kalmisligin Turkiye’ye, ordan da Avrupa’ya sicramamasi… Terorun kendilerine daha fazla yakinlasmamasi…

Mesela bu dis mihraklar Israil’le niye ugrasmiyor? Onlardaki jeopolitik konum Kaliforniya’da yok… Bir yanlari Akdeniz sahilleri, bir yanlari Kizil Deniz. Arap petrollerine gelmeden onceki son viyaduk… Disindaki mihraklarin arasinda Allah icin bir tane seveni de yok. Amerikalilarin da milyar milyar dolar akitmasina bakmayin. Hic biri sevmiyor. (Bir de sevseler neler yapacaklar artik!)

Ama diyebilirsiniz ki, zaten mikrobun basi Israil! Peki o zaman Fas’a bakin mesela. Fas’in jeopolitik konumu bizden ala! Avrupa desen, Fas’a bizden yakin. Tas atsan Ispanya’ya dusuyor. Bizi bu kadar ozel, bu kadar dusman, bu kadar hain planlarin hedefi yapan nedir acaba? Niye gidip Fas’la degil de bizimle ugrasiyorlar sizce? Niye hic bir ulkede bizdeki kadar vatan haini, ic dusman, vs. yok?

Su video dolasiyor internette. Bu El-Kaide’yi, DAES’i, El-Nusra’yi Israil’in yarattigina dair! Inanmiyor degilim. Eminim onlar da bos durmuyorlardir. Ama Allah askina soyleyin, bizim birbirimize dusmek icin Israil’e ihtiyacimiz mi var? Bizde dusmanlik first-come first-serve kapis kapis gidiyor. Birbirimizden nefret etmekten haz aliyoruz sanki. Aaa, bu herif dinci, aa su herif yobaz, aa bu adam oruc tutmuyor, aa, su herif icki iciyor, aa bunun basi kapali, ooo bunlarin evinde yilbasi agaci var, aa bunlar Alevi, aa su adam ateist laflarindan her hangi birini en az hayatinizda bir kere duyduysaniz, demek ki Israil ajanlari yattiklari yerden para kazaniyor. Onlara da yazik. Dusunsenize is tatmini sifir. Iki ajanlik yapacaklar, ona bile firsat vermiyoruz. Bir iki ver gazi… Zaten adam dovmek bizim isimiz. Yilbasi kutlamasi basmak bizim isimiz. Biz derken, Turkiye’yi degil, butun Ortadogu’yu kastediyorum. Biz yine iyiyiz. Yusuf Islam’in gitar calmaya baslayinca kac olum tehdidi aldigini biliyor musunuz? Neymis, muzik harammis. Kime gore haram? Sen kendi inandigin seyin dogru oldugundan nasil bu kadar eminsin? Kaldi ki dogru bile olsa, sana ne! Sen calma gitar. Muzik dinleme. Adam Cat Stevens yaa. Gitar calmasin, insaatta mi calissin? SANA NE?Turkiye’de bir barda icki icenleri dovduler. Twitter’da, adamin biri “Islam’da emribilmaruf nehyi anil munker diye bir sey var, yanlis yapani uyaracaksin” diye bana dayak atanlari savundu. Haspam bir de en buyuk Musluman benim diye kibrinden gecilmiyor. Bildigin gonullu Israil ajanisin haberin yok be! Sen varsin diye Israil dis mihrakliktan erken emekli oluyor arkadasim.

Peki bunun cozumu var mi? Evet. Ben empiric verilere dayanarak, size kesin cozumun ne oldugunu soyleyeyim. Her sey imamda bitiyor. Hani bizde guzide bir laf vardir. Imam, icindeki bazi amonyak ve hidrojen sulfat molekullerinin havaya karismasina izin verdiginde cemaatin bagirsak hareketlerinin kontrolden cikmasiyla alakali olan soz… Iste problem de, cozum de burada. Imam derken liderlik pozisyonundaki herkesi kastediyorum.

Size Amerika’dan ornek vereyim. Trump’in secim kampanyalarinin en can alici soylemi, Muslumanlarin Amerika’ya girisini yasaklamakti. Bunu soylediginde bazilari cok elestirdi. Butun muslumanlari terrorist kategorisine koyuyor, nefret tohumlari ekiyor, vs. diye. Fakat, Trumpcilara gore, bu lafta hic bir sorun yoktu. Cunku Trump sadece radikal Muslumanlari kastetmisti. Ulkemize terror bulasmasin diye boyle bir onlem almak gerektigini dusunmesi normaldi. Fakat o oyle olmuyor iste… Vasat bir adam degil, koskoca Amerika’nin Baskan Adayi soyluyor bunu. Sonuc ne oldu? Amerika’nin butun Hill Billy’leri ve Red Neck’leri (cahil cuhela, az gelismis insanlari) “Trump bile bunu soyluyorsa bize hersey mubah” diyerek hurraa Musluman avina ciktilar. Muslumanlar 11 Eylul’den sonra gormedikleri dusmanligi, Trump’in bu lafi yuzunden gordu. New York’ta Cumadan cikan bir imami caminin onunde silahla vurdular. Basortulu iki genc kizi ve birinin esini evlerine girip oldurduler. Kadinin birinin basortusune sigara atip yakmaya calistilar. Velhasili, secim kampanyasi basladigindan beri Muslumanlara karsi saldirilar neredeyse % 150 artti. Bunlarin dis mihraki da yok. Hatalarini sahipleniyor insanlar… Simdi bunun bizimle ne alakasi var diyeceksiniz? Bizde de ayni seyler oldu. Liderlik pozisyonundaki insanlar kendi milletinden bahsederken “biz” versus “onlar” dedikce, herkesin birbirinin agzini burnunu dagitasi geldi. Insanlarin hayat tarzina yapilan her elestiri, bizim kendi Hill Billy’lerimize ve Red Neck’lerimize her turlu saldiri icin yesil isik yakti. Bize karsi onlar soylemini bazi asiri laikler kullanmadi mi? Onlar da kullandi. Cunku laik de olsa Ortadogulu Ortadoguludur. Bir cok Hill Billy’nin de yolda gordugu her basortulunun sacini basini yolasi geldi. Simdi boyle bir ortamda bana soyler misiniz dis mihrak bize ne yapsin? Biz onlar icin o kadar verimli calisiyoruz ki, adamlar bedavadan dis mihrak fonundan bonus ustune bonus aliyor. Bizim Twitter troll’lerimiz on ajanin on gunde yapacagi isi bir Tweet’le bes dakikada yapiyor.

Simdi Turkiye’nin liderlerine sesleniyorum. Su anda agzinizdan cikacak tek bir lafa bakan , ol desen olecek vatandaslarla dolu bu ulke. Nolur, biraz da pozitif mesajlar verin insanlara. “Oynaya oynaya gelin cocuklar. El ele el ele verin cocuklar” falan diyin. Kadinlara “ne guzel kahkaha atiyorsunuz, Allah sizin nesenizi eksik etmesin” diyin. Hamile kadinlara “iyiki de sokaklarda sizi goruyoruz, 3 cocuk olmasin, 2 olsun ama siz yeterki eve kapanmayin” diyin. Ne bileyim Noel Baba sevmiyorsaniz, Nasreddin Hoca kiliginda cikin, “hepinizin yeni yilini kutlarim, alin size benden tanesi 4 TL den 100 dolar yilbasi hediyesi” diyin.

Siz sevgili radikal laikler… Bu laik lafini da hic sevmiyorum. Sanki laikler laik de geri kalan herkes seriat istiyor! Istemiyor kardesim. Turk insani istemiyor. Siz de biraz relax olun artik. Iki milletvekili densiz bir laf etti diye butun Turk milletini dusman safina ittirmeyin. Basortulu kizlarin skinny jean’li fotograflarini paylasmanizin, kimbilir hangi az gelismis ulkenin sapik imaminin goruntulerini tweet etmenizin kimseye bir faydasi olmuyor. Siz de cikin meydanlarda protestolariniza “Demedim mi, demedim mi” ilahisiyle falan baslayin. Ben taa Ohio’lardan gerim gerim gerildim gozunuzu seviyim. Biraz yumusatin su ortami Allah askina…

Bakin az once bir mesaj aldim. Daha once Musluman ulkelerde hayvanlara cok kotu davranildigindan sikayet eden Amerikali bir arkadasim, “God Bless Turkish People” (Allah Turk milletini korusun) diyerek bana bunu gondermis. Iste biz ozunde boyle guzel insanlariz… Bir de su “oz” mihraklarimizdan kurtulsak … (Amin!)

http://www.boredpanda.com/shops-help-stray-animals-istanbul/